Meşrebler arasında temel meselelerde ve usûlde farklılık olmak şöyle dursun, birleşilen noktalar da bir değil bindir. Tevhid, nübüvvet ve haşirde ihtilaf var mıdır? Meleklerin ve cinlerin varlığı hususunda ihtilaf var mıdır? Kitabımız ve kıblemizde ihtilaf var mıdır? Namazın, zekâtın, orucun ve haccın farziyetinde, hatta namazların rekâtlarında, zekâtın miktarında ve kimlere verileceğinde ihtilaf var mıdır? Sonra, vatanımız, tarihimiz, harsımız ve bayrağımız bir; dinimize, imanımıza, vatanımıza ve istiklalimize göz diken hasımlarımız dahi bir değil midir? Dünyanın dört bir köşesinde minarelerde yükselen ezanımız bir, ideal ve ümniyemiz bir.. evet bin kadar bir bir…
4. Teferruata ait meseleleri bırakıp, dıştan gelen tehlikelere karşı birlik olunmalıdır
Fikir birliği içinde olamadığımız teferruata ait meselelere nasıl bakılmalıdır? Her şeyden evvel, gökten sarkıp gelen ve bütün düşünce dünyamızı saran bu kadar ‘bir’lerimiz dururken, incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçük teferruata dair meselelerle meşgul olmak, abesle iştigal olsa gerektir.
Evet, “…ci …cu” takılarıyla meseleyi gündemde tutmamalı, tutmaya çalışanları da ikaz etmeliyiz. Bugün düşüncelerin farklı olduğunu büyüten, bunları mevzu edinen ve böylece arayı daha da açan iki tip insan vardır: Biri, haince ve art niyetle bunu yapan insan; diğeri ise, en basit ve hafif ifadesiyle, bu işi cehaletinden dolayı yapan kimsedir. Bunun neticesinde, meseleyi lâyıkı vechile kavrayamayan nesiller de, Müslümanlığı parça parça tanımaktadır. Oysaki, ‘Lâ ilâhe illallah’ sadakatı içinde olan herkesle Cennet’te beraber olacağız. Öyleyse, kimseyi teferruatla karalayamayız. Allah mahşerde hepimizi el ele haşredecek, kalblerdeki bütün hoşnutsuzlukları silecek ve neticede tahtlara yaslanıp karşılıklı oturacak ve sohbet edeceğiz.2
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Hicr sûresi, 15/47.