bir yaklaşımdır. Bu açıdan kadın, dışarıda bir kısım hususiyetlerini teşhir etmemeli ve ses, mimik ve el-ayak hareketleriyle bile olsa dikkatleri çekecek tavırlardan uzak durmalıdır. Aynı şekilde kadınların dikkatleri çekecek ölçüde süslü elbiseler giymeleri, çevresindeki insanları etkileyip dikkat çekecek şekilde koku kullanmaları da mahzurlu görülmüştür. Kadınların dikkat çekici bu tavırları yüzde beş insanın bile kalbinde fitne ve fesat duygusunun oluşmasına sebebiyet verecekse bu mevzuda Kur’ân’ın ortaya koyduğu tedbirlere mutlaka riayet edilmelidir. Örtünmenin yanında dâhilî iffet de gözetilmeli ve karşıdaki insanların içinde kadına karşı saygı ve ihtiram hissi uyaracak tavır ve davranışlar sergilenmelidir. Özetle kadın gerek kılık ve kıyafetiyle gerekse hâl ve tavırlarıyla kendisine saygı duyulacak, hürmet gösterilecek bir görünüm arz etmelidir.Kur’ân-ı Kerim’in seçtiği kelimeler kendi karakteristikleriyle ele alındığı zaman Peygamber hanımlarına yapılan ikazdan şöyle bir mana da ortaya çıkar: Bazı insanlar liyakatlerinden değil, Cenab-ı Hakk’ın ekstradan lütuflarına mazhar olduklarından dolayı belli bir konuma getirilmişlerdir. Sözler’de ifade edildiği gibi herkes sol yolu tutmuş giderken, birdenbire bir emare ve işaretle bu kimseler başka bir yola sevk edilmiştir.6 Sonra da o yolda, engin varidat ve mevhibelerle karşılaşmış, ne ihsanlara ne lütuflara mazhar olmuşlardır. Büyüklerimiz, Cenab-ı Hakk’ın ekstradan olan bu lütuflarına cebr-i lutfî demiştir. Çünkü bu lütufların arkasında doğrudan insan iradesi yer almamaktadır. Ancak yine de meseleye –yukarıda zikrettiğim– Mâturîdî mülahazasıyla yaklaşarak, her semerenin arkasında şart-ı adi planında mutlaka iradenin de bir dahlinin olduğunu dikkate alıp Allah Teâlâ’nın, o kişinin ileride yapacağı hizmetlere binaen ona böyle bir lütufta bulunmuş olabileceğini söyleyebiliriz. Fakat insanın kendisi hakkında meseleye tamamen cebr-i lutfî nazarıyla bakması, mazhar olduğu bu lütufları önemli birer nimet sayması ve sonra da o nimete kendi cinsinden şükürle mukabelede bulunması gerekir.
Dipnotlar
- Bediüzzaman, Sözler s. 35 (Sekizinci Söz).