İçeriğe geç

Cafer-i Sâdık hazretleri “Allah kendi kelâmıyla kullarına tecellî etmiştir ama onlar göremiyorlar.”5 demektedir. Kur’ân’da Allah görünür. Çünkü Kur’ân-ı Kerim, şuunat-ı zâtiyeyi bütünüyle gösteren bir tercümandır. Allah (celle celâluhu), fiillerinin ve sıfatlarının tezahürünü azametine uygun ve kalblerin istidatlarına münasip bir şekilde Kur’ân’da iş’âr etmiş ve Kur’ân’ı da ona tercüman yapmıştır. Onun için “Kur’ân” sözü dahi büyük mânâlar ifade eder. Hadisin ifadesi ile “Kur’ân” tertil ile yani yavaş yavaş ve mânâları düşünüle düşünüle, harf ve kelimelerin hakkı verilerek okundukça Allah tecellî eder; kul, Allah’a yakın olma makamına gelir, neticede de “cem” zuhur eder.

Furkân, bundan farklı olarak halkı Hak’tan ayırır. Mâbud ve abd sırrını gösterir.

Kur’ân insanın Allah hakkındaki mârifetini ifade eder. Çünkü o cem’dir. İnsan Kur’ân’ın ifade ettiği mânâ keyfiyetiyle Allah’a yaklaştığı nispette Allah’ı tanıyacak ve O’nu tanıyabildiği ölçüde de mârifete erecektir. Böylece Kur’ân okurken insanda, Allah konuşuyor gibi bir hâl hâsıl olacaktır. İşte bu mânâsıyla ister “Kur’ân” isterse “Furkân” diyelim biz karîn olarak Allah’ı görecek, orada tefekkür edilenin Allah’ın isim, sıfat ve eserleri olduğunu bilecek ve yaklaşanın Allah olduğunu idrak edeceğiz. Bu son noktada ve kemal ufkunda yine hadisin ifadesi ile Allah, gören gözümüz, söyleyen ağzımız, duyan kulağımız ve büyük hakikatleri içine alan kalbimiz olacaktır.6 Böylece bizler Allah adına görecek, duyacak ve O’nun emir ve nehiylerine uygun kararlar verecek ve kalbimiz Kenz-i Mahfî (Gizli Hazine) olan Zât-ı Ulûhiyet’e ait hakikatleri hazine olarak etrafa aksettirebilecektir. Bunu Kur’ân anlatır.7 Kur’ân, insanın Allah hakkındaki mârifetinin tercümanıdır.

14