Yine Allah Resûlü bu mevzuda başka bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:اَلْجَاهِرُ فِي الْقُرْاٰنِ كَالْجَاهِرِ فِي الصَّدَقَةِ وَالْمُسِرُّ فِي الْقُرْاٰنِ كَالْمُسِرِّ فِي الصَّدَقَةِ“Kur’ân-ı Kerim’i açıktan açığa ilân eden ve onu bütün insanlığa duyurma maksadıyla okuyan insan, sadakayı açıktan açığa veren gibidir. Kur’ân-ı Kerim’i gizli okuyan da sadakayı gizli veren gibidir.”12
Nasıl ki, açıktan açığa sadaka ve zekât verilirken başkasını da teşvik düşünülür ve bu yarışmaya herkesin iştirak etmesi kastedilir, aynen öyle de, açıktan okunan Kur’ân ile başkalarının da bu işe sahip çıkması teşvik edilmektedir. Gecenin karanlığında Kur’ân’la baş başa kalmak da, sadakayı gizli vermek gibidir. İnsan yakaladığı bu gizlilikte, Kur’ân içindeki yerini araştırır ve kendisine Kur’ân’da bir yer bulmaya çalışır. Bir mü’min için Kur’ân’da yer aramak ve kendini Kur’ân’a göre ayarlamak çok önemlidir. Önemlidir, çünkü insan bu ölçüde mü’mindir. Ömer b. Abdülaziz ve Muhammed İbn Ka’bu’l-Kurazî ve daha niceleri, Kur’ân’ı hep bu eda içinde sabahlara kadar okumuş ve Kur’ân’ın hakikî mânâ ve derinliğine ancak böyle ermişlerdir.
İçten, samimî ve güzel bir eda ile okunan Kur’ân, insanın ruh, kalb ve hissiyatına hayat bahşeder. Bilhassa Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek dudaklarından dökülüyor gibi Kur’ân’ı dinlemek, insanı sonsuz huzura garkeder. Bir derece üste çıkarak Cibril’e misafir olma ve bizzat Kur’ân’ı ondan dinleme havası, ruha, tarifi imkânsız esintiler kazandırır. Bütün bunların ötesinde, Kur’ân’ı bizzat Kelâm’ın esas sahibi olan Mütekellim-i Ezelî’den yani Allah’tan dinliyor gibi O’na muhatap olmak, –kalbin buna tahammülü var mıdır bilemem– insanı âdeta semavîleştirir…
Dipnotlar
- 12 Tirmizî, fezâilü’l-Kur’ân 20; Ebû Dâvûd, tatavvu 25; Nesâî, zekât 6.