İçeriğe geç

Hz. Ebû Bekir, döner gelir, o da himayesine aldığını ilân eder. Ama Mekkeli müşrik, Hz. Ebû Bekir’e etrafıyla, havasıyla, Kur’ân’ıyla ne kadar dayanacak, bunu zaman gösterecektir. Hz. Ebû Bekir o müşriğin şartlarına uyarak evine çekilir. Orada kendi kendine Kur’ân okumaya başlar. Fakat bir müddet sonra bu ona az gelir. Zira Kur’ân’ın kokusunu burcu burcu etrafa duyurmak lâzımdır. Onun için pencerenin önüne cumba gibi bir şey yaptırır, çıkar orada namaz kılar, Kur’ân okur. Hz. Ebû Bekir gözü yaşlı bir insandı. “Allah” dediği an ağlamaya başlar, hıçkırıklarını tutamaz ve namaz kılarken de içinde boyunduruklar dönüyor gibi namaz kılardı. O cumbasında ibadet ededursun; kadın erkek, çoluk çocuk ne kadar insan varsa halkalar hâlinde Hz. Ebû Bekir’in cumbasının etrafını sararlar ve o, Kur’ân okuyup kendinden geçerken müşrikler de onu dinleyip şirazeden çıkarlar. O güzel hâl, burcu burcu etrafa koku saçarken Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) halkası genişlemektedir. Zaten müşrikleri de şirazeden çıkaran budur. İbnü’d-Dağinne’ye müracaat ederler ve: “Bunu himayenden at. Yoksa senin himayende bulunan bir kimse hakkındaki himayeni bozacak davranışta bulunacağız. Sonra halk senin için dedikodu etmesin.” derler. O, Hz. Ebû Bekir’e Kur’ân okumaktan vazgeçmesini söyler. Hz. Ebû Bekir cevaben: “Ben nasıl olur da Kur’ân okumaktan vazgeçerim. Bu, Allah’ın kelâmıdır. Bu kelâm, insanlara duyurulsun diye indirilmiştir. Vallahi sen beni himayenden atsan da, ben Allah’ın himayesinde bu işe devam edeceğim” der.9

9