İçeriğe geç

İrade, Allah tarafından bir lütuf olarak insana verilmiş öyle bir silahtır ki, suiistimal edildiği zaman sahibini öldürür; suiistimal edilmeye de çok müsaittir. Allah insana bir lütuf olarak irade vermiş, insan da çok defa bu iradeyi kötüye kullanarak, haddini aşarak, kendisini Allah’ın ortağı görmüştür. İşte bu mevzuda inhiraf edenlerden Firavun, Allah’ın Kendisine “Rabbi’l-âlemîn” demesine karşılık o da kalkıp أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى “Sizin en yüce Rabbiniz benim.”9 demiştir. Kendisinde gördüğü irade ve eşyaya müdahaleyi, Allah’a ortak koşma şeklinde tasavvur etmiş –hâşâ ve kellâ– Allah’ın karşısına bir ortak gibi çıkmıştır. Hâlbuki kâinatta zerre kadar şerîkin yeri yoktur. Vücud, tamamen tecellî-i vahdetten meydana gelmektedir.

Eğer bir vahdet ve birlik olmasaydı her şey yok olacaktı: لَوْ كَانَ فِيهِمَۤا اٰلِهَةٌ إِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا“Eğer gökte ve yerde Allah’tan başka bir ilâh olsaydı yer, gök fesada uğrardı.”10 Şerîk (ortak) yoktur ki, yer gök intizam ve nizam içindedir. Şerîki farzetmek yerin göğün fesadını kabul etmek demektir. Bu sebeple, Yaradan için ortaklık hiçbir şekilde mümkün değildir. Allah’ın eşi ortağı yoktur.

Bize verilen iradeye gelince, Cenâb-ı Hak bu iradeyi sadece beşerî kesb ve kazançlarda kullanmak için vermiştir. Fakat bu iradeyi kullanmamıza göre ceza ve mükâfat vaadinde bulunmuş ve şöyle demiştir: “Sana geçici olarak hâkimiyet, mâlikiyet ve irademin gölgesinde cüz’î bir şey veriyorum. Ancak bunu kötüye kullanırsan ahiret yurdunda senin yakandan tutup cezalandıracağım. Bu sebeple bugün sen, senin iradenle iş yaptığını zannetsen dahi, o günün Mâlik-i Hakikî’si Benim ve sen Bana hesap vereceksin.”

136