Evet, hırs yapılacaksa, Allah’ın rızasını elde etme ile Allah ve Resûlü’ne ulaşma mevzuunda yapılmalıdır. Aslında hırs olmadan dünyayı imar etmek imkânsızdır. Fakat bu uğurda hırsa takılıp arzu ve isteklerinin zebunu olarak yolda kalmak tehlikesi de söz konusudur. İşte yolların ayrım noktası: Bizim için bu dünyada, başarılı olmuş bir matador gibi “Allahım!” diyerek şehadet parmağını kaldırıp başarıyı ilan etmek de söz konusu; o kötü duyguya yenik düşüp mahcup ve mahzun iki büklüm, sürüm sürüm sürünmek de… Bu açıdan denebilir ki, insan bir taraftan kazanma, bir taraftan da kaybetme kuşağında bulunmaktadır. Hırs öyle bir haslettir ki, onunla dünyalar kazanılabildiği gibi, –hafizanallah– dünya ve ahiret kayıp da edilebilir…
Hâsılı, herkeste hırs hissi vardır. Ne var ki, hırsın babayiğitleri her zaman terslik gibi görünen bu handikapları aşıp olumsuz gibi görünen şeyleri olumlu hâle getirerek, hiç olmayacak şeylerden bereket elde edebilirler.
Allah’ın Rıza ve Hoşnutluğu
Allah’ın rıza ve hoşnutluğunu kazanmak, bir mü’min için çok önemlidir ve onun hayatının temel yörüngesidir. Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kalb ve ruh dünyasında hissetmek ise bu büyük ideale göre ikinci-üçüncü derecede bir meseledir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu mevzuda temel ölçü kabul edilebilecek bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Allah nezdindeki değerinizin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız Allah’ın sizin nezdinizdeki yerinin ne olduğuna bakın!”20