İçeriğe geç

3. Sekizinci maddede ifade ettiğimiz avans –ki ona aşkın bir pâye demek de mümkündür– O’nun dünyada buna lâyık bir performans göstermesi gereğini de hâsıl etmiştir. Elhak dost ve düşmanın şehadetiyle o Nebiler Sultanı, bu performansı burada tam göstermiştir. Ezcümle, Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) olarak O’nun Kâb-ı Kavseyn’e yükselmesi, vücub ve imkân ortası bir noktayı tutması, Allah ile irtibat adına beşer idrakini çok çok aşan bir aşkınlık içinde bulunması, bunun göstergelerinden sadece birkaçıdır. Öyleyse denilebilir ki, hakikat-i Muhammediye, hakikat-i Ahmediye’nin bir matiyyesidir. Yalnız bahsini ettiğimiz bu aşkınlığa ya da Allah’a doğru devamlı yükselen bu yolculuğa dünyanın belli bir noktaya kadar tahammülü ve müsaadesi vardır. Hâlbuki hakikat-i Muhammediye’nin seyr u sülûkü hiç bitmez. Seyr ilallah, seyr maallah, seyr billâh ve seyr anillâh.. derken, dünyevî seyr kemâle erer. Bu ikmal yolculuğunda Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) başkaları için tevil ve tefsire ihtiyaç duyulan hususları apaçık, ayan beyan görür ve müşâhede eder. Dünya artık O’nun urûcuna müsaade etmediği bir hâl alınca veya kendi kemalât arşına başı değecek hâle gelince de O, اَللّٰهُمَّ الرَّفِيقَ الْأَعْلٰى“Allahım, yüce dostluğuna.”18 diyerek ruhunun ufkuna yükselir; yükselir ve urucunu başka bir âlemde devam ettirir. Muhammedîlikten tekrar Ahmedîliğe intikal eder. Livâü’l-Hamd’e ulaşır ve kendi ummanının derinliklerinde dalgalanır durur.

19