İçeriğe geç

Sahabe-i kiram, biatlerini Efendimiz’in elini sıkarak gerçekleştirmişlerdir. Zira bunun mânevî tesiri çok büyüktür. O kadar ki, Hudeybiye’de Hz. Osman (radıyallâhu anh) Mekke’ye elçi olarak gönderildiğinde bizzat bu biatte bulunamamış; bulunamadığı için de Allah Resûlü, Hz. Osman nâmına önce sağ elini kaldırıp “Bu benim elim!”, daha sonra sol elini kaldırıp “Bu da Osman’ın eli.” demiş ve ardından sözlerine şöyle devam etmiştir: “Şahit olun, ben Osman’ın yerine biat ediyorum.”21

Meseleye bu zaviyeden bakınca Müslümanlığın başlangıcında biat çok önemli görülüyor ve kadın-erkek herkes, “Ya Resûlallah! Allah şahit olsun ki, biz Seni kendi nefislerimize, evlâtlarımıza ve mallarımıza tercih edeceğiz.” diyerek O’na biat ediyorlardı.22 İşte bu şekildeki bir biat, inanmış bir sinenin, hayatını bağlayacağı her hususla alâkalı, Allah’ın şehadetiyle, O’nun Resûlüne söz vermenin ifadesi oluyordu.

Günümüzde, hayatın onlara bağlanması gereken hususlara gelince; her şeyden önce bugün doğrudan doğruya bize tevdi edilen bazı emanetler var. Nitekim Nebiler Serveri, “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti.”23 buyurarak bu emanetlere dikkat çekerler.

Bu itibarla hangi devirde olursa olsun bu emanetlere sahip çıkmak zımnî bir biat gereğidir ki, Cenâb-ı Hak da, “Ey mü’minler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önlemeye çalışan bir topluluk bulunsun.”24 âyet-i kerimesiyle her dönem bu emanetlere sahip çıkacak bir topluluğun bulunmasını ister ve âdeta bize şunları söyler:

154