İçeriğe geç

Dinamik bir beyin, dinamik bir vücut ve daima cevvaliyet isteyen işlerde, elbette ki bu bilge insanlar çalışamaz ve çalıştırılamaz ama onların istişare ve fizibilite gibi hususlarda pekâlâ düşünce ve tecrübelerinden istifade edilebilir. Bu itibarla da onlara saygı ve hürmette kat’iyen kusur edilmemelidir. Kur’ân:

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalblerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma!”10 buyurmak suretiyle bize böyle bir edebi öğretmektedir.

Unutmayalım! Toplumda A’dan Z’ye her seviyedeki insanın yapacağı şeyler vardır. Bu açıdan Allah’ın tevfikine bir davetiye hükmünü taşıyan birlik ve beraberlik içinde hareket ederek, o bilge insanlara da kapasiteleri istikametinde iş verilmeli. Böyle olunca “vahdet-i ruhiye” zedelenmez, Allah sağanak sağanak bereketini üzerimize gönderir.

Tebliğ-Temsil Münasebeti

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebliğ ve temsil olmak üzere önemli iki misyonu vardır. Tebliğ yönü ile insanlara hak ve hakikatleri anlatan Allah Resûlü, temsil yönüyle de kendisine yüklenen rolü bütün benlik ve samimiyetiyle yerine getirerek, insanlığa örnek olma mevkiindedir. İnsanlığın İftihar Tablosu’nu sahnede, herhangi bir senaryoyu oynayan insandan tefrik etmek için “bütün benlik ve samimiyetiyle” ifadesini bilhassa kullandım. Çünkü Nebi, oynadığı rolü –tabiri caizse– önce kalbinde oynar. O’nun anlattıkları, kalbî hisleri ve insanlığın kurtuluşu adına yaşadığı hafakanlarıdır. Bu açıdan Efendimiz’in temsil keyfiyeti, hususî bir mânâda tebliğ keyfiyetinden her zaman bir adım daha önde olmuştur.

Aslında insanlara hak ve hakikatleri anlatmada gerçek müessiriyeti biraz da “temsil”de aramak gerekir. Bediüzzaman Hazretleri, “Ağzımız Kur’ân-ı Kerim okurken ef’al ve ahvalimizle İslâm’ı yaşarsak sair dinlerin sâlikleri ve küre-i arzın bazı kıtaları İslâmiyete dehalet edeceklerdir.”11 derken, bu hakikate işarette bulunmuşlardır.

145