Bu mevzuda sizi “Dua etmiyorsunuz” şeklinde itham etmekten Allah’a sığınırım. Ama şunu da unutmayın, şayet siz, geleceğin, bugüne göre, beş-on kat katlanmış şekilde zuhurunu bekliyor ve ilâhî inayet, vekâlet, kefalet, kelâet, sizi sarıp sarmalasın arzusunda iseniz, Asr-ı Saadet dönemine, ya da Hazreti Üstad’ın devrine dönüp bakmak zorundasınız. Yani ilhamı, Kur’ân’ın nüzûl faslından ve Nur’un ilk döneminden almak mecburiyetindesiniz. Evet, bana göre Resûlullah’ın o şanlı ashabının rengine boyanmak gerektir. Hiç olmazsa Barla kahramanları gibi şekillenmek şarttır. Unutmamak gerekir ki, arkadan gelenler de bizlere göre şekillenecektir.
Kur’ân’ın Rolü
Ayrı bir hususa temas etmek istiyorum: Sahabe asrına “Altın Çağ”, “Işık Çağ” dedirten Kur’ân’dır. Zamanın bir dönemini altın dilim hâline getiren de Kur’ân’dır ve sahabe dönemine denk Osmanlıların dirilişini sağlayan da yine Kur’ân’dır. Ancak, üç-dört asır var ki, o Kur’ân evlerimizde atlas işlemeli mahfazalar içinde, başımızın ucunda asılı olmasına rağmen, yattığımız odadan, içtimaî, iktisadî ve kültürel hayatımıza kadar geniş bir dairede ona yabancılığımızın yalnızlığını yaşamakta.. ve tabiî hata bizden kaynaklanmakta. Çünkü ondan kâmil-i mükemmel olarak istifade edebilmek, onunla tam konsantrasyona bağlıdır.. evet, o mükemmel vericiye karşı, elde bir almacın olmasına bağlıdır. Onunla frekans paylaşımı şarttır.