İçeriğe geç

* * *

Allah’a binlerce hamd ve senâ olsun ki, bize, yığınla insana hak ve hakikati anlatma imkânı verdi; verdi ama, ben bu konuda endişelerimi hiç yenemedim. Yani bunca insana İslâm’ı tebliğ etme fırsatı bize verildiği hâlde, acaba biz bunu iyi değerlendirebildik mi? Mazhar olduğumuz lütuf ve ihsanlara, kendi cinsinden şükürle mukabele edebildik mi? Yoksa nefsânîliğimizi mi yaşadık? “Mütrefîn” gürûhu1 gibi yaşamaya mı daldık ya da nimetler karşısında mirasyediler gibi mi davrandık? Şan, şeref, şöhret, para, makam sevdasına mı kapıldık? Evet, bunlar benim endişelerim.. ve ben bu endişelerimi öteden beri hiçbir zaman aşamadım.

Düşüncelerim o ki; bizler bu nimetlerin kadr u kıymetini tam anlamıyla bilemedik. Muhatabımız olan muhtaç gönüllere hak ve hakikati bütün netliği ile anlatamadık. Nefsânîliğimizin altında ezilip kaldık ve bundan bir türlü kurtulamadık. Şayet aksi olsaydı; bizleri dinleyen, okuyan binlerce insanın sinesine taht kurabilirdik.. tabiî, Allah ve Resûlü hesabına.

Evet, çile, ızdırap, gözyaşı üzerine kurulmuş din-i mübin-i İslâm’ı taşıma ve gelecek nesillere, hem de en güzel biçimde emanet etme vazifesi, eğer Kur’ân hâdimlerine verilmiş ise, bu vazifeyi, verilen bunca nimetlerden istifade ile tam tekmil yerine getirmek gerekmez mi?

* * *

40