İçeriğe geç

Evet, bugün henüz düşünce ve tasavvur dünyamızın ufuklarında tam şafaklaşmamış, nice fecir emareleri var ki, her biri onu sezebilen bahtsızların arş-ı ümitlerinde bir sûr sesi gibi tınlıyor ve onların imansız gönüllerinde kıyamet ürpertileri hâsıl ediyor. Bir de bu fecirlerin güneşi doğsa, kim bilir her taraf bu velvele ile nasıl inleyecek..! Bir gün o da olacak ama, varlığımızı onlara borçlu bulunduğumuz tarihî dinamiklerin kolları arasında. Milletçe kendi durumumuzu aydınlığa kavuşturmadan, dünya devletleri arasındaki yerimizi belirlemeden, kendi düşünce sistemimizi kurmadan, kendi hayat nizamımızı hayata taşımadan ve kendi üslûbumuzu bulmadan oturup olacak şeylerin kendi kendine olmasını beklemek bir kuru hülya olsa gerek. Fikir hayatımızın sistemleştirilmesi henüz emekleme safhasında, dinî düşünce formüller ağında.. İslâm’ı da, batıyı da yanlış anlayışımızdan kaynaklanan çarpıklık, sürekli bizi belirsizliklerin ‘gelgit’ine itiyor. Dine, ilme, akla, medeniyete, varlığa, eşyaya, ruha, tabiata ve insana verdiğimiz mânâlardan hiçbiri ne İslâmiyet’e ne de batı felsefesine uyar gibi değil. Tali’siz bir dönemde birkaç bin senelik millî harsımız ve dinî mirasımız, değersiz bir emtia gibi kaldırılıp bir kenara atılırken, fevkalâde lâubâliyâne ve sorumsuzca hareket edildi.. ve yapılan şeyler hiç mi hiç herhangi bir kritiğe tâbi tutulmadı. Tabiî, bu arada, bugünkü batıyı batı yapan esasların da hiçbiri bize ulaşmadı.. bizim olmadı.. ve sahibini gülünç duruma düşüren bir iki taklidin dışında batı kaynaklı hiçbir ciddî düşünce sanatımıza, edebiyatımıza yansımadı. Yansıyanlar da modası geçmiş şeylerdi.

81