Şu anda yeryüzü, tekmil yağmur duasına hazırlanmış gibi, urbalar altüst olmuş, eller aşağıya doğru çevrilmiş.. gözler ümitle açılıp kapanıyor ve yanık sineler, güftesiz bestelerle hafakanlar mırıldanıyor… üst üste yığılıp yeryüzünü şefkatle seyreden ruhanîlerin gözleri damla damla.. bilfarz, bulutların suyu tükense bile, sebepler ötesi âlemlerden gelecek rahmet esintileri, yeryüzünü Cennetlere çevirecek ve her şey gibi bizim de hasret ateşlerimizi söndürecektir.
Hele bir fasıl daha geçsin; varsa vicdan u iz’anın, sen de göreceksin sabahın nurdan hançerini zulmetlerin bağrına sapladığı günü ve dört bir yanın diriliş türküleriyle inlediğini.
Şimdi gel sen de dikenler içinde olsan bile, gül türküleri söyle! Çevrene yumuşatıcı nefeslerle bir şeyler fısılda! Toparlan, gönlüne açıl ve gelip ruhunun üzerine çöreklenen rahatlık cadısını kov! Âh u enîne hasret seccadene koş ve iniltilerini gözyaşlarınla nefeslendir! Nefeslendir ki, bu âh u efgân ve bu mübarek damlalar, değil muvakkat karanlık ve dünyevî ateşleri, Cehennemin kıvılcımlarını dahi söndürüp, ateşin bağrında “berd u selâm”lara inkılap edecektir. Çevrendeki sisten-dumandan endişe edip geri durma! Atmosferine çarpan şahaplarla sarsılma! Feleğin dölyatağında gerinen mutlu yarınları gör ve rüyaların Hira’sında, hülyaların Tûr’unda Sonsuz’dan gelen nefesleri duymaya çalış! Çalış ki, gönülleri pervaneliğe alıştıran dünkü renk ve ışık, eskisine denk bir tülleniş sath-ı mâiline girdi bile. Çalış ve çerağını, o ışıktan tutuştur; bir karanlık bucağı da sen aydınlat! Karanlığa sövmek değil, ışık yolunda bir mum yakmak mârifet..! Yarasaları yarasalarla baş başa bırak! Akrebin kuyruğunu kırıp kendi ağzına sok ve her gün biraz daha ışığa doğru kayan şu tâli’li dünyada bizlere ruhun bestelerinden bir şeyler mırıldan!