Yeryüzünün gerçek mirasçıları dünya muvazenesindeki yerlerini alacakları güne kadar bu fırtınaların dineceğini ve bu âh u efgânın kesileceğini beklemek beyhude olsa gerek. Evet, belki zaman zaman bu vahşetlere sebebiyet veren sâikler, piyonlar değişebilir ama kat’iyen anarşi dinmez ve terör bütünüyle bertaraf edilemez; çünkü bunların arkasında dünyayı idare eden güçler var. Dün Yunan’la, Bulgar’la, Ermeni’yle, Slav’la her yerde kargaşa çıkarıp başımıza gâile açanlar, şimdi de Sırplı’yla, PKK ile, Ermeni’yle, Nusayri’yle, Râfızi’yle aynı şeyi yapıyorlar… ve vazgeçeceğe de benzemiyorlar.
Ne var ki, bütün bu fecaatler, şenaatler, bir taraftan zehirli birer hançer gibi sinelerimize saplanırken, diğer taraftan da hamiyet-i İslâmiye ve hamiyet-i millîyemizi bir hayli tahrik etti.. bugüne kadar sessiz ve samit infialleriyle bekleyişte bulunan İslâmî ve millî ruhu, İslâmî ve millî ruhun altındaki içtimaî rabıtaları uyardı.. ve aynı kaderi paylaşan bütün mazlumları, mağdurları aynı çizgide düşünmeye sevk etti.
Evet, böyle durumlarda, İslâmî ruh ve millî düşünce şahsî iştihaları susturur; egonun yerini diğergâmlık ve kolektif şuur alır; derken bütün ferdî çıkarlar arka planda kalır.. ve yine böyle hallerde, birbirini tanımayan fertler, kendileri gibi kimselerin varlıklarını hisseder ve hemen herkes içtimaî bir varlık olduğunu yeniden bir kere daha duyar ve yaşar.