İçeriğe geç

Evet, bir batılı düşünürün de ifade ettiği gibi, biz, fikirlerin ilmî çerçevesi dahilinde mahsur kaldığımız sürece, dünya bize, dümdüz, tek buudlu bir nizam içinde ve hiç değişmeyen kanunlara bağlı bir mekanizma gibi görünür. Oysaki, kâinatın, doğumu da, ölümü de öyle bir hududa dayanmaktadır ki, orada bu türlü düşüncelerin hiç mi hiç ilmî bir değeri yoktur. Bizim buudlarımızı aşan bu hususları anlamak için, ilmin bilmediği, fakat dinin tefsir ettiği bazı yorum ve tespitleri nazar-ı itibara almak şarttır.

Bu şart ve lüzumu çok iyi kavrayanlardan S.J. Jean ve Eddington gibi muasır ilim ve fen adamları –Jean’ın (Meçhul Kâinat’ı) biraz panteizm alaşımlı olsa da, bu mevzuda mütalâası yararlı olabilecek bir eserdir– ilmî materyalizmin akış istikametine ters yeni düşünceler üretmiş, yeni bir şehrah açmış ve ilim dünyasına, ilimlerdeki tıkanıklığın ancak bu yolla açılabileceğini teklif etmişlerdir. Bu yol, bütün semavî dinlerin işaret ettiği Allah’a iman yoludur.

Bu itibarla denebilir ki, tarihin hiçbir devrinde, hatta bir ölçüde pozitif ilimler de dahil, hemen her dalıyla ilim, bu kadar Allah’a yaklaşıp imanla bu kadar içli dışlı olmamıştır…

101