Bugün topyekün dünya, hayatı güzellikleriyle kavramış, bir mercan sabrı ve sessizliği içinde ruhunda mayaladığı gerçeği her bucağa aşılama ateşiyle yanıp tutuşan bu kutlular kervanının yolunu gözlemektedir.
Bunlar makam ve mansıp, nam ve şeref sevdasına kapılmayacak; hep doğruluğun, emanetin, vazife şuuru, akıllılık ve iffetin timsali olarak kalacaklardır. Kusurlarını bilip nedametle kıvranacak; başkalarına karşı da, Yaratıcı’nın tanıdığı müsamaha hakkını son sınırına kadar kullanacaklardır.
Servet yerine dava ve düşünce şerefinin, menfaat yerine gerçeğin, lüzumsuz gösteriş yerine alçak gönüllülüğünün ve şiddet, hiddet, öfke yerine yumuşaklık ve anlayışın koruyucusu olacak; istidat ve kabiliyetlerinin bütününü, evvelâ kendi dünyalarının, sonra da umum insanlığın gerçek hayata ermesi ve yükselmesi uğrunda seferber edeceklerdir. Yalan ve aldatmaya ruhlarında yer vermeyecek; bencillik ve gururdan, yılandan çıyandan kaçar gibi kaçacaklardır.
Önceden belirlenmiş yüksek idealleri ve mâkul mefkûreleri istikametinde şerefle ilerlerken, karşılarına çıkan engelleri, çelikleşmelerine vesile sayacak; darılmalara ve kırılmalara düşmeyeceklerdir.
Ve bir gün gelecek, onların, nefis ve bencillikleri adına yokluğa erdikleri aynı noktada, yarınki nesillerin baharı alkışlayan coşkun naraları duyulacaktır.