İçeriğe geç
26. Bölüm

Gök Kubbe

Bu güzel ülke, mümbit vahaları, cennet gibi ovaları, latîf iklimi, bereketli toprağı ve sinesinde sakladığı çeşit çeşit hazineleriyle çalışkan bir toplumu saadetlerin zirvesine ulaştırabilecekken, bu kadar zenginlikler içinde kahrolup giden insanımızın, tali’zedeler gibi, sefaletin dişleri arasında kıvranıp durması ne ürpertici bir tablodur!

Rahmeti Sonsuz’un bu kadar bol nimetlerinden istifade edemeyen, daha doğrusu istifade zahmetine katlanamayan ölü gönüller, inkırazın kuduz dişleri arasında parçalanmaya mahkûmdurlar. Bir vakitler dinç ve zinde ellerde, her bucağı Cennet’ten bir köşe nice bereketli yörelerimiz vardı ki; bilgisiz, görgüsüz, kabiliyetsiz ve bir kısım haris ellerde, zamanla çoraklaşmaya yüz tuttu. Bağlar bozulup tarlalar kurudu; saraylar harap olup yollar bozuldu; çaylar bataklığa dönüp köprüler çöktü ve ülke baştanbaşa bir çöl hâline geldi… Esasen, Hakk’ın sırlı birer mesajı sayılan “fıtrat kanunları” da hep, canlı-kanlı, münevver ruh ve dimağların yollarını ışıklandırıp, aydınlık iklimlere doğru onlara yol göstermelerine karşılık; yaşadığı devreye göre akort olamamış, beceriksiz, bedbin ve mefluç gönüllerin de inkırazını süratlendirmiştir. Muhit ve zamanın getirdiği ihtiyaç ve zaruretlere karşı lâkayt kalan veya inat gösterenler, zamanın insafsız paletleri altında ezilip giderler de feryatlarına kulak veren bile olmaz.

Beşer tarihi, bu hususu aydınlatan binlerce, yüz binlerce misâlleriyle ne ibretli bir temâşâgahtır; ama ibret alan kim..?

102