İçeriğe geç

Her milletin düşünce tarzı, zihniyet ve temayülleri başka başkadır. Bir çakırkeyif İskoçla bir Fransız, bir Anglosaksonla bir Germen aynı düşünceyi paylaşsalar bile çok farklı yapıya sahiptirler. Tek akideye bağlı bu milletlerde, birinin saadetini temin eden sistem ve teşkilât, ayniyle diğerine tatbik edildiğinde, ihtimal ki böyle bir durum onun inkıraz ve mahvına sebep olacaktır.

Gelişmiş ülkelerin fen ve tekniğine muhtaç olduğumuza da şüphe yoktur; olamaz da… Nasıl olur ki, dünya baş döndürücü bir süratle terakki ve tekâmül yolunda dakika fevt etmeden koşuyor. Bizim de bu cereyan ve bu coşkun sele aynı tempo içinde katılmamız ve asrını yaşayan bir millet hâline gelmemiz zarurîdir. Bu hususta küçük bir tereddüt, az bir gecikme bizim -maâzallah- telâfisi imkânsız bâdireler içine yuvarlanıp bütün bütün tarihten silinip gitmemizi netice verebilir.

Ne var ki, bu umumî ve tabiî akışa uyup giderken de atılacak her adımın kat’î, tereddütsüz, bilerek atılması ve millî düşüncenin korunup kollanması şarttır. Evet, yolun aydınlık ve belli olması, bütün bir tarih boyunca da millî ruhla işletile işletile şehrâh hâline gelmiş bulunması, sonra cemiyeti ayakta tutacak müesseselerin kucaklanıp korunması, nihayet o yolda yürüyeceklerin de azimli, şuurlu olmaları lâzımdır ki, mesafe alınabilsin ve kitleler şaşkınlığa sevk edilmesin.

Asırlardan beri bu ülkenin yorulmuş, bıkmış ve ciddî bir bezginlikle kenara çekilmiş yığınlarına, onları “şevk ü tarâb”a2 getirecek yönde bir şeyler fısıldayarak, yorguna güç verilmeli, bıkmışa diriltici ruh üflenmeli ve “neme lâzım”cılara insan olma yolları gösterilmelidir.

4