Evet o, baştan başa insanlık ufkunun karardığı bir dönemde, bir kama gibi zulmetleri yırtmış ve kendinden sonraki devirlere hükmünü kabul ettirmiştir; cesaretiyle, ikdamıyla ve ölüme karşı fütursuzluğuyla…
Ve yine o, taarruzunda destanlara sığmaz bir celadet gösterir:
Müdafaasında da cansiperanedir. Hatta onun müdafaası, taarruzundan farksızdır. Batılı; “Bütün milletlerin müdafaadan ümitlerinin kesildiği yerde onun taarruzu başlar.” der. Bu, Malazgirt’ten Çanakkale’ye kadar, destanlaşan bir milletin aksiyonunun en güzel ifadesidir. Palandöken’de, Rus ordusunu, elindeki satırıyla karşılayan ninesinden, yüzünden duvağı çözüp Çanakkale’ye koşan gelinine kadar, Batılının gözünden kaçmamıştır bu millet.
İmkânsızlığın ve yokluğun kendini boğmaya çalıştığı dönemde dahi, İngiliz toplarına süngüsüyle cevap veren Mehmetçik, tarihe gömülürken, Ulubatlı Hasan’la selamlaşır, Mohaç’a tebessüm atfeder, Malazgirt’ten geçip “Bedr’in Aslanları”yla boyun boyuna gelir.