Hayat Tutkusu
Hayata perestiş, ruhun sefilleşmesi ve insanın, insanî melekelerini kaybederek içten içe çürümesidir. Yaşama zevki, insanı yüceltecek duygular üzerine oturmuş bir dev, azim ve iradenin başına indirilmiş bir balyozdur. Hayat tutkusu, ferdi bohemleştiren bir maraz ve toplumun boynuna takılmış bir kementtir. Fert bu marazdan kurtulacağı, toplum da bu kemendi boynundan atacağı âna kadar, millet meflûç ve bahtsız; vatan da bir “dârülaceze”den ibarettir.
Yaşama zevki, daha doğrusu yaşamak için yaşama, hangi millete çengel atmışsa, onu baştan çıkarmış, azdırmış, sonra da yerle bir etmiştir. Bu “devvâr u gaddar”ın1 eline düşüp de sağ kalan, onun iklimine uğrayıp da erimeyen yok gibidir.
Evet, bugün, varlıklarını sadece tarihin sayfalarında görebileceğimiz eski kavim ve milletler, hep bu içtimaî hemoroitle kan kaybede-ede, vücutlarına cemre düşmüş gibi eriyip gitmişler ve geride esefli, yıkık birer rüya bırakmışlardır.
İşte ibret sayfalarıyla Pompei! İşte eski Mısır! İşte Roma! İşte Endülüs! Ve işte koca Osmanlı İmparatorluğu… Evet, hep aynı kader çizgisinde ve birbirine yakın felaketlerle, hem de geriye dönmemek üzere silinip giden bu medeniyet ve bu milletler, zevkin, safânın, rahat ve rehavetin öldürücü cazibesiyle evvela mahmurlaşıp kendilerinden geçtiler. Sonra da birer enkaz yığını hâline geldiler.
Ah! Keşke, geçmişi bütün dehşetiyle yâda getirip de bu enkaz yığınını görebilse ve bu üst üste yıkılıştaki çığlıkları duyabilseydik!. Heyhât.! O iz’an kimde var? O irfan nerede..? Şimdiye kadar kaç kişi bu birbirini takip eden derslerden ibret aldı..?
Dipnotlar
- 1 Devvâr u gaddar: Durmayıp dönen ve çok zulmeden.