İçeriğe geç
23. Bölüm

Dünya Muvazenesinde Bir Millet

Yeryüzü muvazenesinin tamamen bozulduğu, içtimaî coğrafyanın sürprizlere hâmile bulunduğu şu günlerde, “tabakât-ı beşer”1 çapında sözünü geçirebilecek bir yüce devlete ve âlî bir millete, ne kadar muhtaç olduğumuz her türlü izahtan vârestedir.

Şarktan garba şenâetlerin işlendiği, mazlumun hor görülüp zalimin alkışlandığı; süper devletlerin kendi çıkarları hesabına, yeryüzünü anarşiye devir teslim edip, kargaşa ve hercümerci körükledikleri bir dönemde, muvazene unsuru olabilecek bir milleti, kendi elimizle bitirip tüketmiş olmanın hasretini bir kere daha çektik… Gerçi bu millet hiçbir zaman bütün bütün yok olmadı. Eğer arızalı görülüyorsa ihya edilmeli ve ihya edilmelidir de… Yoksa arenalardaki kanlı kavgalara benzer hâlihazırdaki2 bu durumun, daha ciddî ve daha endişe verici korkunç şeylere inkılap etme ihtimali vardır.

Bu ise, sadece muvazene unsuru olabilecek bir milletin yok olmasıyla kalmayacak; belki içtimaî coğrafyada birbirini takip eden ciddî değişikliklere de sebebiyet verecektir. Dünyanın belli bir bölümünde, böyle bir çöküşe sebebiyet vermenin tarihî mesuliyeti ise, o başyüce milleti, kendi tükenişiyle baş başa bırakanlara ait olacaktır.

Bu millet, dünden bugüne binlerce badireyi atlata atlata, ve binlerce dahilî ve haricî hıyanet şebekesiyle boğuşa boğuşa, günümüze kadar mevcudiyetini koruyabilmiştir; ama o, şimdi, bitkin ve harîm-i ismetine3 tecavüzle karşı karşıya bulunmaktadır.

Evet, bütün bir tarih boyu, ardı arkası kesilmeyen kinlere ve nefretlere maruz kaldıktan sonra, yeni dünyanın çeşitli ideolojik silahlarla hücuma kalkıştığı ve onu tüketmek için, sarının kırmızı ile tek cephe hâline geldiği şu karanlık günlerde, onun kalb ve ruhuna sahip çıkma mecburiyetindeyiz.

81