İçeriğe geç
7. Bölüm

Sen

Sen, bütün bir gül devrinin bülbülü! Sen, ölüm anlarının diriliş müjdecisi! Sen, tarihî kahramanlıklardan süzülen asalet usâresi!1 Sen, milletin özünden akıp akıp gelen ve onu mayalandırmak için tekrar baş aşağı O’na dönen, O’nda eriyen ve yok olan esatirî varlık! Hasretle tutuşan gönüllerimizi birer meş’ale yaparak, senin için şehrayinler2 tertip etmek, sana “ağıtlar” yakmak ve son bir kere daha yoluna dökülmek istiyoruz.

Zaten, hep böyle iki büklüm olduğumuz zamanlarda seni hatırladık ve diriltici soluklarına hasret dolu destanlar koşup durduk. Başkaca da ciddî bir gayretimiz olmadı.

Sen, buhranlı dönemlerin celadetli ve aynı zamanda şefkatli zimamdarı!3 Sen, ölü ruhların âb-ı hayatını4 dudağında taşıyan hakikat eri! Sen, onulmaz dertlerimizin Mesih’i ve Lokman’ı! Renklerimizin sarardığı, nabızlarımızın durgunlaştığı ve soluklarımızın hırıltıya dönüştüğü; cenaze alayları ve kâfûrî kokularıyla bir hâl olduğumuz şu günlerde, senin şimşekler gibi çakan bakışlarına, yıldırımlar gibi gürleyen beyanına ve sağanak sağanak milletin bağrına dökülüp onunla kaynaşan, onunla yeni istihale yollarını açan uyarıcı gücüne, değiştirici iradene, “Kerbela” mağdurları gibi muhtaç ve susamış durumdayız…

Yezid’lerin, Şimir’lerin ortalığı kan-revan seylaba çevirdiği şu yıkık dökük dünyada, içi inilti ile dolmadık bir yurt, altı üstüne gelmedik bir memleket kalmadı. Evet bu viranelerde duyulan sesler, ya zalimlerin “hayhuy”u veya mazlumların âh u enînidir.

Kalk! Tarihinin boynuna vurulan bu korkunç kemende bir kılıç indir; kördüğümü bozar gibi bu sihri boz ve milletinin bahtsızlığını gider! Soluk soluğa Balkanlara tırmandığın, üveyik olup Trablusgarp’lara uçtuğun, Hint’tir, Yemen’dir deyip her bucakta at oynattığın ve bir baştan bir başa adını cihana duyurduğun gibi…

22