İçeriğe geç

Abdullah b. Abbas bir gün Allah Resûlü’nün terkisinde oturuyordu; Efendimiz ona şu ölümsüz nasihatte bulunmuştu (mealen): “Ey oğul! Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Allah’a kulluk yap, yaptığın her şeyi karşında ve yanı başında bulursun. Bir şey isterken sadece Allah’tan iste. Ve yardım dilerken de sadece O’ndan yardım dile.”7

İşte, mealen nakletmeye çalıştığımız bunlar ve emsali âyet ve hadislerden de anlıyoruz ki, kul, kimsenin tavassutuna muhtaç olmadan, ellerini kaldırıp dua için gerildiğinde ve bu uğurda metafizik gerilime geçtiğinde, doğrudan doğruya, Rabb’in rahmetiyle bütünleşebilme; arzularını O’nun huzurunda şerhedebilme ve O’nunla âbid ve Mâbud münasebeti içinde alâka kurabilme imkân ve şansına sahiptir. Evet işte bu mânâda tevessül ve vesile arama yoktur.

Ancak bütün bunlar, bu mevzu ile alâkalı perde önü meselelerdir ve gerçeğin sadece zâhir yüzünü aksettirmektedir. Bir de işin perde arkası var ki, merhum İbn Teymiye ve talebeleri gibi, günümüzdeki bazı zevat, işin bu yanını bir türlü görmek istememektedirler. Evet, nedense, İbn Teymiye taraftarları buraya kadar söylediklerimize sımsıkı yapışırken, daha sonra söyleyeceklerimize kulak kapamaktadırlar:

Rica ederek soruyorum: Kur’ân’ın vesileliğini inkâr etmeye imkân var mıdır? Kur’ân olmasaydı biz, ebedî hayat ümidini hangi kaynaktan alacaktık?

Dünya hayatımızı nasıl tanzim edecek ve Cennet haritasını nasıl görecektik? Faziletlere hâhişkâr gönüllerimizi ne ile tatmin edecek ve o faziletlere nasıl ulaşacaktık?

22