Ruh inceliğinin şahidi durumunda olan gözyaşının her damlası, bir rikkat ürpertisidir ki, Cennet’teki kevserlere denk kıymete sahiptir. Gözyaşının kuruması cidden acınacak bir zavallılık örneğidir. Allah Resûlü, şeytandan sığındığı gibi, kurumuş gözden Allah’a (celle celâluhu) sığınmaktadır.2
Keşke her mü’min kendini sıkı bir kontrolden geçirip, bu acı hakikati itiraf ederek şöyle diyebilseydi: Ne ilmim var, ne a’mâlim; ne hayr u taate kaldı mecalim. Ne gözümde yaş, ne de yürekte dermanım. Ve ne de iradede ferim…
Ve yine, keşke her mü’min kendini şuna ikna edebilseydi: Ben bir hiçim. Eğer Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) bir kısım lütuflarına mazhar olmuşsam, bunlar benim liyakatimden değil, aksine muhtaç oluşumdandır. Benim bu müflis hâlim Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) rahmetini ihtizaza getiriyor ve bütün bu lütuflar da onun için geliyor.
İnsanın kusurlarından sıyrılmasının ilk yolu, kusurun kusur olarak bilinmesidir. Bu bilmeyi daima bir ürperti takip etmelidir ki, insan kusurlarından kurtulmayı becerebilsin.
İmana ait meseleleri sevmek.. küfür, isyan ve günahtan nefret etmek, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) insanlara ve bilhassa mü’minlere verdiği en büyük nimetlerdendir. Bu sayede insan imanda ve insan olmada zirveye doğru tırmanır ve onu aşağıya doğru çekmek isteyen her türlü engel ve engebeden kurtulur. Âyette bu husus bir nimet olarak şöyle anlatılır: “Fakat Allah (celle celâluhu) size imanı sevdirmiş; ve onu kalblerinize ziynet yapmıştır. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır. Bu, Allah’tan (celle celâluhu) bir lütuf ve nimettir. Allah (celle celâluhu) Alîmdir, Hakîmdir.”3