İçeriğe geç

İşte hakikat ehlince dünya böyle bir erâcif yığınıdır. Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) burada iyiyi kötüyle, güzeli çirkinle hallaç edip karıştırmıştır. Eşyanın çirkinlikleri doğrudan kendisine isnat edilmesin diye, araya sebepler perdesini koymuş ve zâhiren akla çirkin gibi görünen hususlar hep o perdelerin arkasında kalmıştır. Fakat bütün bunları yaratan yine Allah’tır (celle celâluhu). Orada da yine O’nun, sayısını bilemediğimiz isimleri tecellî etmektedir. (Esmâ-i ilâhiye sonsuzdur, onun için sayısını ancak Allah (celle celâluhu) bilir. Bazı isimler vardır ki, onları Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) sadece kendi ilminde saklamış ve peygamberlerine, hatta mukarreb meleklerine dahi o isimleri talim etmemiştir.) İşte biz dünyanın bu yüzünde eşinirken, bulduğumuz hakikatler adına, acaba daha bulabilir miyiz düşüncesiyle, başkasının çöplük gördüğü yerlerde dolaşıyor ve yaptığımız işi de severek yapıyoruz.

Dünyanın bir diğer yüzü daha var ki, doğrusu, ondan biz de nefret ediyor ve kaçıyoruz. O da dünyanın kendine bakan yönüdür ki, fânidir, geçicidir, bir üzüm yedirse yüz tokat vurur. Onun bu yüzü sadece oyun ve oyuncaktan ibarettir. Ehl-i dünyanın perestiş ettiği bu yüz, bizim için menfurdur ve ne kadar nefret edilse yeridir.

Dünya ve ahiret muvazenesini bu açıdan kuracağız. Dünya muvakkat, ahiret ise ebedîdir. Allah Resûlü dünyayı hiç terk etmemiştir; ama halk içinde daima Hak’la (celle celâluhu) beraber olmuştur. Zaten nurlu beyanlarında da şöyle buyurmuştur: “İnsanların içinde bulunup onlardan gelecek sıkıntılara katlanmak, bir dağ başında inzivaya çekilmekten daha hayırlıdır.”7

170