İnsan, Cenab-ı Allah’a teveccüh ettiği zaman O’nun huzurunda bulunduğu şuuruyla el açmalıdır ve o kelimeleri buna göre telaffuz etmelidir. Bu mevzuda lağv ü lehv hâlinden uzak kalmak esastır. Fakat bazen, ülfet ve ünsiyet o işin tadını ve ağırlığını götürür. Bir yönüyle o sözler sıradan, basit sözler hâline gelir. İnsan farkında olmadan o derinliği kaybeder.
Dua ederken gönül ile dil arasında çelişkiye meydan vermemek lazımdır. yani dil ne söylüyorsa kalple müştereken oluşturduğu şeyi söylemesi lazım, dil ağızla oynarken dil dudak oynarken mesela Allah’ım ne olur beni rıdvanına ulaştır, rızanla serfiraz kıl, dediği zaman kalpte ritmini ona göre uydurmalı ona göre atmalı Tak Tak Tak beni rızana uydur Allah’ım demeli yoksa bu ikisi arasındaki çelişki neye cevap verileceği mevzunu suya düşürür.
Duanın sebepler üstü Allah’a teveccühün bir adı ve ünvânı olması…. Dua ibadet taatin yani Allah’la sizin aranızdaki ibadet ubudet Ubudiyet kulluk münasebetlerinin bir unvanıdır onu öyle bilmek lazım insan ancak dua ile Allah hakiki kul olduğunu ortaya kor Çünkü sebepler üstü talepte bulunuyor.





