Posts Tagged ‘herkul’

160. Nağme: İslam Dünyasının Asıl Derdi

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Dostlar,

Sohbetleri size daha güzel nakledebilmek için çareler ararken yeni bir cihaz alıp ilk kez bugün muhterem Hocamızın yanına koyduk. Hocaefendi sözlerine başlayacağı esnada kayıt cihazını fark edip “Bu nedir?” diye sordu. Biz de “Daha kaliteli kayıt yapabilmek için…“ diyebildik. Muhterem Hocamız her zamanki tevazu ve mahviyetiyle “Konuşma kaliteli olmayınca…” dedi ve kalitenin temel unsurlarını anlatmaya başladı.

Tabii ki yine söz dönüp dolaştı ve kanayan yaralarımıza varıp ulaştı. Kaç gündür dua dua yalvaran ve herkesi yakarışa çağıran, bununla da yetinmeyip mazlumların imdadına koşulması için yardım kampanyaları başlatılması teşebbüsünde bulunan M. Fethullah Gülen Hocaefendi İslam dünyasının asıl derdi ve bu derdin çaresi üzerinde durdu.

Bugünkü hasbihalin 08:41 dakikalık bölümünü arz ediyoruz.

Hürmetle…

159. Nağme: Suriye ve Filistin’deki Acıların Bitmesi İçin Çalınması Gereken Kapı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugün ikindi namazını kılıp tam oturmuş muhterem Hocamızın sözlerine başlamasını bekliyorduk ki, salona iki kişi girdi. Daha eşikte onları fark eden Hocaefendi, “Siz namazı kılmış mıydınız?” diye sordu. Misafirler, “Hayır efendim, yetişemedik!” mukabelesinde bulundular. Bunun üzerine kıymetli Hocamız “Estağfirullah, biz biraz acele etmişiz!..” dedi. Onlar namazı eda maksadıyla uygun bir köşeye çekilirken Hocaefendi şu cümleyi ekledi: “Niye yetişemediniz deme yerine biz acele ettik deyip kabahati üstlenme daha insancadır; üslup, bir aynadır, insanın karakterini onun üslubunda okuyabilirsiniz!”

Bu cümleyi girizgah yapan muhterem Hocamız sözü duadaki üsluba ve şuurlu yakarışa getirdi ve gerçekten her mü’minin duyup dinlemesi ve üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken sözler söyledi.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, sözlerinin sonunda dünden bugüne kanayan ve halihazırda canlarımızı iyice yakan yaralarımıza da işaret etti: “İslam dünyası adına buna (içten yakarışa ve şuurlu duaya) çok ihtiyaç var. Suriye’deki problemi çözemezsiniz siz.. Filistin’deki problemi çözemezsiniz, Allah’ın inayeti olmazsa. Bu açıdan da sürekli duaya kilitlenip Cenab-ı Hakk’a tazarru ve niyazda bulunmak lazım. Arkadaşlarımız her gece kalksınlar, teheccüd kılsınlar. Alsınlar ellerine bir dua mecmuası.. el-Kulubu’d-Daria’yı mı alırlar, kendilerinin okudukları bir duayı mı alırlar.. başlarını yere koysunlar… Çocuğu kuyuya düşmüş bir insanın kuyunun başında sızlaması gibi.. doğum esnasında hanımının iniltileri karşısında ona dua eden bir insanın kelimeleri şuurla söyleyişindeki edayla bir dua.. bir tazarru.. bir niyaz!..”

Bu nağmede başlıklarını zikrettiğimiz o çok güzel sohbetin 12:42 dakikalık bölümünü arz ediyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

 

Sevgi ve Buğzda Ölçü

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

أَحْبِبْ حَبِيبَكَ هَوْناً مَا

عَسَى أَنْ يَكُونَ بَغيِضَكَ يَوْماً مَا،

وَأَبْغِضْ بَغيِضَكَ هَوْناً مَا

عَسَى أَنْ يَكوُنَ حَبيِبَكَ يَوْماً مَا

 * * *                 

Ebu Hureyre Hazretleri, Peygamber Efendimiz

(sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

“Sevdiğin kişiyi ölçülü sev!

Yoksa, bir gün gelir o insan gözünde sevimsizleşir de

önceki aşırı muhabbetinden dolayı elemin iyice ziyadeleşir.

Kızdığın kimseye karşı da ölçülü ol ve nefret hissinin önünü kes!

Aksi halde, gün döner de o şahıs dostun oluverirse

evvelki öfkeli tavırlarının mahcubiyeti seni çok üzer.”

(Tirmizi, Birr, 59)

 

Sevgi ve Buğzda Ölçü

Hayatın her alanını ümmetine talim edip öğretme vazifesiyle gönderilen ve bunu Kur’an’ın şehadetiyle bihakkın yerine getiren Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) dostluk ve insanlarla sosyal münasebetlerimiz adına da biz ümmetine en güzel ölçüleri bildirmiştir. (O’nun ümmeti kıldığı için Allah’a sonsuz hamdolsun.)

Hadis-i şerife göre dost ve yakınlarımıza karşı olan sevgimizin dahi dengeli ve Allah rızası için olması hatırlatılmaktadır. Yoksa ölçüsüz ve nefis adına olan sevgi daimi ve kalıcı olmayacağı gibi böyle bir sevgi sebebiyle insan farklı imtihan ve musibetlere maruz kalabilecektir. Hatta bu kimse, ölçüsüz ve nefsi hesabına sevdiği kimseler elinden tokat yiyip tarifsiz acılar çekebilecektir. Bunun üstüne bir gün gelip, sevdiği bu insanlar, kızdığı kimseler olursa acısı hepten katlanacaktır.

Meselenin diğer yüzünde ise bir mü’minin kızması dahi Allah rızası için olmalıdır. Böyle muvakkat bir kızma hak hesabına ve yanlış içinde olan kimsenin hatasını önlemeye matuftur. Nefis hesabına ve dengesiz değildir. Nitekim bir gün gelip de kızılan kimse, sevilen birisi oluverirse, önceki kızma sebebiyle mahcup olunmayacaktır. Çünkü alınan tavır şahıslara değil, onların hatalı tavırlarına karşıdır ve onu bu yanlıştan kurtarmak içindir.

Netice olarak bir mü’minin sevmesi ve kızması Allah rızası içindir, dengeli ve ölçülüdür. Sevdiği insanları Allah’tan ötürü sever, onlarla birlikte hep beraber cennet ve Cemalullah’a kavuşmak ister. Kızdığı kimselere Allah hesabına kızar, onların cehenneme yuvarlanıp gitmesini istemediği için hatalarına karşı onları uyarır. Onlar yanlışlarından vazgeçinceye kadar hak hesabına onlara karşı tavır alır ve onların da cennetlik olması için çırpınır, bu uğurda meşru olan her türlü vesileyi değerlendirir.

Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem)’in hayatına bakıldığında onun sevmesi ve kızmasının Allah rızası için olduğu görülecektir. Nitekim Allah Rasulü’nü sevenler, O ruhunun ufkuna yürüyünceye kadar O’na olan sevgileri daha da artmıştır. Başta Allah Rasulü’ne düşman olan kimseler ise, O’nun yüce ahlakını görünce O’nu her şeyden çok sever olmuşlardır.

Allah (celle celâluhû), bizleri rızası uğrunda yaşayan ve cennette Rasulullah (aleyhissatü vesselam) ile beraber olan kullarından eylesin. Amin.

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

158. Nağme: Atılgan’ın Cinleri ve Cin Ordusunun Başkomutanı Muhit

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Bulunduğumuz mekan yine buz kesiyor. Dışarıda sonbahar emareleri olsa da binanın/salonun iklimi çoktan kışa girmiş gibi. Kendi ülkemizin problemleri yanı sıra, aylardır süren Suriye’deki mezalim ve dünyanın farklı coğrafyalarında akan kan zaten duyarlı gönülleri parça parça etmeye yetecek kadardı. Şimdi bunlara bir de yeniden kızıla boyanan Gazze eklendi.

Bu türlü havalarda muhterem Hocamızın bulunduğu mekanı uzun sükutlar doldurur; adeta kelimeler unutulur. Yüzlerde beşaşet hiç belirmez, hatta tebessüm dahi görülmez. Dudaklar kıpır kıpırdır sadece. Herkes dua ediliyordur sessizce.

Az önce ikindi namazını kıldık. Kıymetli Hocamızın birkaç gündür artan hüznü yine her halinden belliydi. Aramızda kalacağına ve birkaç dakika da olsa oturacağına ihtimal vermiyorduk. Fakat, tesbihattan sonra bir miktar oturdu ve o anki bir hadise üzerine de bazı hakikatleri dile getirdi.

İşte bu nağmede bir iki saat önce gerçekleşen o enfes sohbetten 12:35 dakikalık bir bölümü arz ediyoruz.

Hürmetle…

157. Nağme: Siz Uzaklaşan Taraf Olmayın!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Dünyanın dört bir yanında cereyan eden zulümler ve akıtılan kanlar karşısında sürekli muzdarip ve mahzun olan muhterem Hocaefendi, etrafımızda kıyametler koparken bir de kendi ülkemizdeki insanların birbirlerine karşı hasımca davranmaları ve karşılıklı hakaretlerde bulunmaları dolayısıyla çok üzülüyor.

Bu ızdırapla söylediği sözler gerçekten ülkemizi ve insanlığın geleceğini düşünen herkesin kulağına küpe olması gereken cinsten. Bamteli olarak yayınlanabilecek bu mühim sohbeti bütünüyle arşivde bekletmeye gönlümüz razı olmadı; çok önemli bir bölümünü hemen arz etmenin daha isabetli olacağını düşündük.

Hürmetle…

156. Nağme: Bana Efendimiz’i Siz Sevdirdiniz!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Her sabah yapageldiğimiz tefsir ve fıkıh derslerimize birkaç gün ara verdik. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, her zamanki nezaketiyle “Müsaade ederseniz ben beş on gün elimdeki işlerle meşgul olmak istiyorum; sizlerden izin talep ediyorum?” dedi.

Muhterem Hocamızın masasında senelerce öncesine ait tefsir notları son tashihleri yapılıp kitaplaştırılmak üzere bekliyordu. Kur’an’ın îcâz ve i’cazını anlatan ve çokları için başucu kitabı olacağını umduğumuz bu eser inşaAllah bu birkaç günlük fasılada tamamlanmış olacak.

Kıymetli Hocamızın derslere kısacık bir ara vermesinin sebebi sadece o kitap değil. Kendileri aynı zamanda Kalbin Zümrüt Tepeleri’ne tekmile için bazı makaleler yazmaya niyetli. Dahası çoktandır isteyip dile getirdikleri bir naat projesi var. Rabbimizin kolaylıklar ihsan etmesini ve tamamlamayı lütuf buyurmasını ne de çok isteriz. Bir de selef-i salihînin Hak ve halk karşısındaki tevazu ve mahviyetlerini, kendilerine bakışlarını, çok küçük hatalarını gözlerinde büyütüp hemen istiğfar ve tevbeye yönelişlerini el-Kulûbu’d-Dâria adlı münacaat kitabındaki sözleri zaviyesinden kaleme alma düşüncesi var ki, bu da gerçekleşirse hepimiz için çok güzel bir hediye ve kazanç olacak.

Evet, işin tek menfi yönü, derslerimizin muvakkaten de olsa inkıtaya uğraması ve sizlere ders notları sunamayacak olmamız. Fakat merak etmeyin; kıymetli Hocamız namazlara ve toplu dualara iştirak ediyor. Namaz akabinde ya da farklı vesilelerle yine hasbihallerde bulunuyor. Yani, Allah’ın izni ve inayetiyle “nağme”lerimiz devam edecek. Nitekim bugün de o hasbihallerden birinin bir bölümünü arz ediyoruz.

Muhabbetle…

155: Nağme: Kayıp Düşmemenin Yolu

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, hakikatlere tercüman olmak ve her anı sohbet-i Canan ile nurlandırmak için adeta fırsat kolluyor. Otururken kalkarken, yemek yerken namazı beklerken, koridorda yürürken ayak üstü dururken… hemen her hal ve vaziyette sözü bir şekilde kendi değerlerimize, Rabbimizle münasebetlerimize ve gönül enginliğimize getirip kalb ve ruh ufkuna işaretlerde bulunuyor.

Acaba biz görüp duyduklarımızı ne ölçüde anlıyoruz?!.

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bir hutbesinin sonunda şöyle buyuruyor:  “Burada bulunanlar, bulunmayanlara (veya duyanlar duymayanlara) anlatsınlar. Ola ki burada bulunmayanlar bu sözleri daha iyi anlarlar!”

Ülfet hastalığına yenilmemiş ve yakın körlüğü ile karşı karşıya bulunmayan sizlerin bizim duyduklarımızı çok daha iyi anlayacağınıza, istifade edip başkalarının da faydalanması için gayret göstereceğinize inancımız tam.

İşte bu inanç ve ümitle kaydedebildiğimiz her hasbihali size ulaştırmaya çalışıyoruz, Cenab-ı Hak izin verip inayet buyurduğu sürece de buna devam edeceğiz.

Bu nağmede de dün akşama ait 6 dakikalık bir hasbihali sunuyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

154: Nağme: Keşke Sizi Doğru Tanıyabilselerdi!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Aslında başlık “asıl mesele” de olabilirdi. Zira, muhterem Hocamız, çok değer verdiği bazı misafirlerine nasihat ederken hizmet gönüllülerinin gerçek niyetlerini ve onlar için “asıl mesele”nin ne olması gerektiğini vurguluyor.

Yeni kaydettiğimiz bu hasbihalin dar dairede kalmasına gönlümüz razı olmadı. Kayıt için hazırlıklı bulunmadığımız bir ana denk geldiğinden ses kalitesi istediğimiz seviyede olmasa bile istifade edilebileceğini düşünerek arz ediyoruz.

Muhabbetle…

153: Nağme: Hocaefendi’nin En Son Kitabı: Yenilenme Cehdi

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere 11 senedir Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin haftalık sohbetlerini sitemizde yazılı olarak da yayınlıyoruz. Bu yazılar, daha sonra bir kere daha gözden geçirilerek ve gerekirse ilaveler yapılarak “Kırık Testi” adı altında kitaplaştırılıyor.

Kırık Testi serisinin 12. halkası “Yenilenme Cehdi” Nil Yayınları tarafından basıldı ve neşredildi.  

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Muhterem Hocamıza yakın zaman dilimlerinde sorulmuş güncel, güncel olduğu kadar da gündemini kaybetmeyecek soru ve cevaplardan oluşan “Yenilenme Cehdi”, muhtevasıyla okurunu İslâm’ın engin ikliminde yeniden bir araya gelmeye, Efendiler Efendisi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlığa sunduğu mesajı bir kez daha kendi orijinalliği ve derinliği içerisinde ele almaya davet ediyor.

  • Biz milletçe göz alıcı, inşirah verici ve insanı büyüleyen bir ruh âbidesi ikame etmek istiyorsak, öncelikle elimize bir balta alarak kendi benlik âbidemizi yıkmalıyız.
  • İnsanın zihninde ‘Bunca yıldır bu işin içindeyim. Ben de bir şeyler biliyorum…’ mülahazası oluşmaya başlarsa, bilmelidir ki, o çoktan işin dışına çıkmıştır, olup bitenlerin farkında değildir.
  • Etemm ve ekmel olan bir din, öyle olmayan insanların eliyle yeryüzünde tesis edilemez.
  • Farklılık ve uyuşmazlıklar insanlığı, telâfisi mümkün olmayan kavga ve savaşlara sürükleyebilir. Günümüzde ortaya çıkacak böyle bir kavga ve vuruşma ise, ne Birinci ne de İkinci Cihan harbine benzer.
  • Şeytan çok profesyonel bir varlıktır. O öyle fentler, öyle oyunlar biliyor ki, bu oyunları kullanarak şimdiye kadar nice devleri devirmiştir.

Bu ve benzeri cümlelerin açtığı pencereden zamana, hayata ve kendimize bakabilme fırsatı sunan “Yenilenme Cehdi” aynı zamanda;

Dindarlık ve dinî hassasiyet birbirinden farklı mı?

Mü’minin Mü’mine karşı en büyük yardımı nedir?

İslâm’ın intihara bakış açısı nasıldır?

Suizan ve hasedin tedavisi adına neler yapılabilir?

Şeytan herkese kendi sıkletine göre mi musallat olur?

Anne – babaya küsülebilir mi?

Başka dinlere mensup insanlar mescit ve camilerimizde ibadet edebilir mi?

Hüsn-ü zanda hata etmek günah mıdır?

Nazarî ve amelî milliyetperverlik ne demektir?

Merak duygusu insana neden verilmiştir?

Verimli ve faydalı bir sohbet için dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

gibi dikkat çekici pek çok sorunun cevabını veriyor.

 

152. Nağme: Hocaefendi’nin Bugünkü Namaz Kıraati

Herkul | | HERKUL NAGME

Değerli arkadaşlar,

Daha önce de M. F. Gülen Hocaefendi’nin namazda Kur’an okuyuşuna dair misaller sunmuştuk. Bu nağmede diğerlerinden farklı olarak birkaç gün ya da ay öncesine ait olanları değil, bugün yeni kaydettiğimiz bir kıraati arz ediyoruz. 03:16 dakikalık bu kayıtta Muhterem Hocaefendi Fatiha, A’lâ ve Duhâ sûrelerini okuyor.

Dualarınız istirhamıyla…

151. Nağme: M. Hocaefendi’den Yeni Mısralar/Resim Değerlendirmeleri

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Daha önceki mesajlarımızda, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur mecmualarına verdiği değerin bir neticesi olarak senelerdir onların mizanpajından baskısına kadar hemen her aşamasıyla yakından ilgilendiğini ifade etmiştik. Kendisi müsait olduğunda bizzat başyazı, tasavvufî makaleler ve şiirler yazdığı gibi, yayınlanan her çalışmayı çok değerli bulduğunu, mutlaka okumaya çalıştığını; şayet değişik sebeplerle okuyamamışsa, hazırlanan özetleri dinlediğini belirtmiştik. Ayrıca, seçilen ve odasına bırakılan güzel resimlere değerlendirme nesirleri ve nazımları yazdığını, bunların daha sonra dergi kapakları ya da iç resim yorumları olarak neşredildiğini de haber vermiştik.

Muhterem Hocamız bugün üzerinde 79 tane resim değerlendirmesi yazmış olduğu evrakı (ki daha önce başka bir nağmede belirttiğimiz gibi gömlek kartonlarını bile zayi etmeyip yazı kağıdı olarak kullandığından resim yorumlarının on tanesi yine öyle bir kartona yazılmıştı) verdi. Onları hemen bilgisayara aktarıp daha sonra yeniden kendi tashihlerine arz ettik ve tamamlanınca da ilgililere gönderdik.

Kıymetli Hocamızın meşguliyetlerinden sizleri de haberdar etmeye çalıştığımız için o resimler ve değerlendirme yazılarından birkaç örneği sizlerle de paylaşmanın faydalı olacağını düşündük. Bunlar bir yönüyle bizde emanet olduğundan ve henüz asıl sahiplerince neşredilmediğinden dolayı sadece dört tanesini -o dergilere ve enfes yorumların bütününe iştiyakı artırma niyetinin de sevkiyle- sunuyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

İşte Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Yorumladığı Resimler ve Yazdığı Kıt’alar:

Neşrettiği nurla aydınlanmıştı dört bir yan,

O’ndan evvel kapkaranlıktı topyekûn cihan;

Sayesinde dosdoğru okundu kevn u mekân,

Cennet bahçesine döndü dünya denen zindan.

***

Her şey yanıp kavruldu deyip ye’se kapılma,

El aç ve yalvar ona gördüğüne takılma;

Dua ile sular tersine akarmış derler,

Ettim kabul olmadı deyip kendini salma!..

***

Öyle değil, musafahaya geçmeli eller,

Kumrular gibi sevgiyle şakımalı diller;

O zaman inayet yağmurları yağacaktır

Ve her yanda tüllenecektir çiçekler, güller.

***

Senin mahiyetin küreden daha ağırdır,

Bu Kur’an’ın fermanı, duymayanlar sağırdır;

Çalıma da mahal yok o sana ait değil,

Öyleyse onun Sahibi karşısında eğil!..

***

150. Nağme: Çekip Gidenlere Dua Etmeli!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Dün Nur Sûresi’nin son ayetlerinin tefsirini okuduğumuzu yazmıştık. Bugün de aynı ayetleri farklı müfessirlerin nasıl anladıkları üzerinde müzakerede bulunduk. Yaklaşık on beş değişik eserde kaydedilen yorumları ders halkasındaki arkadaşlarımız sırayla arz ettiler. Muhterem Hocamız da anlatılan hususlarla alakalı kendi mülahazalarını dile getirdi. Bu nağmede, özetlediğimiz şekilde cereyan eden bugünkü dersimize ait 10 dakikalık ses kaydı bulacaksınız.

Hürmetle…

Nur Sûresi’nin 62. ve 63. ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:

“Gerçek müminler ancak öyle kimselerdir ki Allah’a ve Rasulüne bütün kalpleriyle iman etmiş olup, bütün toplumu ilgilendiren meseleleri görüşmek üzere onun yanında bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılıp gitmezler. Senden izin isteyenler hakikaten Allah’a ve Rasulüne gerçekten iman edenlerdir. Öyle ise bazı işler için senden izin istedikleri zaman, sen de onlardan dilediğin kimselere izin ver ve onlar için Allah’tan af dile. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahîmdir. (…) Allah elbette sizden, birbirini siper edinerek sıvışıp gidenleri bilir. Öyleyse Peygamberin emrine aykırı hareket edenler başlarına dünyada bir bela gelmesinden yahut âhirette gayet acı bir azap gelmesinden korkup çekinsinler.”

 

149. Nağme: Mazeretsiz Çekip Gidenler

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bugün Nur Sûresi’nin son ayetlerinin tefsirini okuduk. Derste kaydettiğimiz iki fotoğrafı ve aşağıda mealini verdiğimiz ayetlerle alâkalı Muhterem Hocamızın bazı açıklamalarını arz ediyoruz.

Hürmetle…

Nur Sûresi’nin 62. ve 63. ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:

“Gerçek müminler ancak öyle kimselerdir ki Allah’a ve Rasulüne bütün kalpleriyle iman etmiş olup, bütün toplumu ilgilendiren meseleleri görüşmek üzere onun yanında bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılıp gitmezler. Senden izin isteyenler hakikaten Allah’a ve Rasulüne gerçekten iman edenlerdir. Öyle ise bazı işler için senden izin istedikleri zaman, sen de onlardan dilediğin kimselere izin ver ve onlar için Allah’tan af dile. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahîmdir. (…) Allah elbette sizden, birbirini siper edinerek sıvışıp gidenleri bilir. Öyleyse Peygamberin emrine aykırı hareket edenler başlarına dünyada bir bela gelmesinden yahut âhirette gayet acı bir azap gelmesinden korkup çekinsinler.”

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

148. Nağme: Ölüm Orucu Tedrici İntihardır!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bugünkü çay faslında “açlık grevi” ile alâkalı düşüncelerini anlattı.

Önce insanın mükemmel yaratılışına ve Hak katındaki kıymetine değinen Hocaefendi, Hazreti Ali’nin (radiyallahu anh) “Kendini küçük bir cirim görüyorsun; halbuki bütün âlemler sende gizlidir. Sen bütün kâinatın bir fihristisin.” dediğini; M. Akif’in de Hazreti Ali’ye isnad edilen bu sözü serlevha yapıp şöyle seslendiğini nakletti: “Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen, / “Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen. / Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir: / Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir.”

İnsanın kıymetini takdir edemeyen ve cana kıyabilen kimselerin hem kendi mahiyetlerine karşı saygısızlık yapmış hem de Allah’ın emanetine ihanet etmiş olduklarına vurguda bulunan muhterem Hocaefendi, “Başkasının canına kıymak nasıl bir cinayetse, bir insanın kendi canına kıyması da öyle bir cinayettir” dedi. “Kim bir kimseyi, kısas veya yeryüzünde bir fesada mukabil olmanın dışında öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide Sûresi, 5/32) ayetini hatırlatarak, ister başkasını öldürmek isterse de intihar etmek suretiyle bir cana kıymanın, bütün insanlığı öldürmeye denk bir cürüm sayılabileceğini ifade etti.

Fâili kim ve hedefi ne olursa olsun, her intihar saldırısının çok buudlu bir cinayet olduğunu belirten Fethullah Gülen Hocaefendi özetle şunları söyledi: “Hele bu cinayet ‘kutsal’ sayılarak ve din adına yapılıyorsa, bu çok daha tehlikelidir ve -şayet ilaçlarla ve beyin kontrolüyle gayr-i iradî yapmamışlarsa- fâillerinin ötede iflah olmaları mümkün değildir. Canlı bombalar, o işi dini ikâme için yapsalar ve ölüme “Lâilahe illallah” diyerek gitseler bile önce kendileri “cübb” diye cehenneme düşerler. Çünkü, İslam’da gerek sulh gerekse savaş halinde yapılması icap edenler belli kanun ve disiplinlere bağlanmıştır. Sulh halinde kimse kendi kendine harp ilan edip bir insanı öldürme kararı alamayacağı gibi, sıcak savaş esnasında da karşı cephede bulunan çocuk, kadın ve yaşlıları öldürme hakkına sahip değildir. Bu itibarla, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, intihar saldırılarını, canlı bombaları ve benzeri terör hadiselerini Müslümanlıkla telif etmek asla mümkün olamaz.”

Ölüm orucunu “tedrici intihar” olarak vasıflandıran Hocaefendi, “Şayet, Allah’a inanılıyorsa, Peygambere inanılıyorsa, Allah’tan gelen semavî kitaba inanılıyorsa, ‘ölüm orucu’ tedrici intihardır. Bunu yapanlar, kendi kadr u kıymetlerini bilememiş, Hak katındaki değerlerini kaybetmiş ve çöplüğe atılacak hale gelmiş olurlar.” dedi.

O insanları bu yanlış işten vazgeçirmek için yapılması gerekenlerin bir an önce ortaya konulması lazım geldiğine dikkat çeken M. Fethullah Gülen, şu hususu dile getirdi: “Canlı bombaları o işten vazgeçirmek lazım. Ölüm orucuna niyet edenleri o işten vazgeçirmek lazım. Bunlar da topluma, bilhassa onlara söz geçirebilecek kanaat önderlerine, ilim adamlarına ve idare edenlere düşen birer vecibedir.”

Bazı kimselerin “Sana ne, adam ölüm orucuna niyet etmiş, ne karışıyorsun?” deyip itiraz edebileceğine de imada bulunan muhterem Hocaefendi, “Herkes kendi karakterinin gereğini yapar.. ama neylersin, insanız. Ölene üzülürüz. O türlü levsiyat düşüncelerine sapanlar hakkında akıbetleri adına endişe duyarız, çünkü insanız!..” dedi ve sözlerini ülkemiz için dua talebiyle noktaladı.

147. Nağme: Mazeret ve Kıbleyi Kalbiyle Bulanlar

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, 08:31 dakikalık (yeni kaydettiğimiz) bu “nağme”de

***”Ha­ni on­lar­dan bir ce­ma­at: ‘Allah’ın yer­le bir ede­ce­ği ve­ya şid­det­li bir fe­la­ket gön­de­re­ce­ği bu kimselere ne di­ye bo­şu­na öğüt ve­rip du­ru­yor­su­nuz?’ de­miş­ti. O sa­lih ki­şi­ler de: ‘Rab­bi­ni­ze ma­ze­ret ar­z e­de­bil­mek için! Bir de ne bi­lir­si­niz, olur ki Allah’a kar­şı gel­mek­ten ni­ha­yet sa­kı­nır­lar ümi­diy­le öğüt ve­ri­yo­ruz.’ di­ye ce­vap ver­di­ler.” mealindeki (A’raf, 7/164) ayet-i kerime ile ilgili enfes bir hatırayı..

***Hazreti Murad Hüdavendigar’ın tekbir getirirken Kabe’yi görmesini…

***Merhum Bekir Berk Ağabey’in iki hatırasını..

anlatıyor. Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

 

146. Nağme: Sandy Kasırgası ve Dua Sığınağı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Öncelikle duyarlılığınız, dostluğunuz, nezaketiniz, “geçmiş olsun” mesajlarınız ve dualarınız için çok teşekkür ederiz.

Dünkü kısa mesajımızda belirttiğimiz gibi, Sandy kasırgası buradan da geçti. Yetkililer bizim bulunduğumuz yerde ve Pennsylvania genelinde de çok yıkım bekliyorlardı ama elhamdülillah korkulan olmadı.

Muhterem Hocamız Âyetü’l-Kürsi’yi başa koyarak bir dua yazdı. O metni hemen her taraftaki tanıdıklarımıza gönderdik; duanın kopyalarını çoğaltıp evlerimizin kapılarına ve bulunduğumuz mekânların sınırı olan ağaçlara astık. Ayrıca, yine Hocaefendi’nin ikaz ve irşadıyla hacet namazları kılıp ilahî hıfza vesile saydığımız niyazlara sarıldık.

Cenâb-ı Allah’a sonsuz hamd ü sena olsun ki birkaç ağaç devrilmesinden başka bizde ve tanıdıklarımızda hasar meydana gelmedi.

Kıymetli Hocamız akşam çay faslında bu meseleye de değindi. Bu “nağme”de muhterem Hocaefendi’nin yazdığı duanın metnini ve yaptığı o açıklamayı bulacaksınız.

Hürmetle…

Muhterem Hocamızın Kasırga Gibi Afetlere Karşı Yazdığı Dua:

 أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ  بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

﴿اَللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَۤاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴾

اَللّٰهُمَّ يَا حَافِظُ يَا حَفِيظُ اِحْفَظْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِينَا وَمِنْ خَلْفِنَا وَعَنْ أَيْمَانِنَا وَعَنْ شَمَائِلِنَا

 آمِينْ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ

 Duayı resim olarak indirmek için tıklayınız

Duayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

145. Nağme: 2012 Kurban Bayramı Hutbesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Değerli büyüklerimizin ve kıymetli arkadaşlarımızın talepleri üzerine istifadeye ve duaya vesile olması dileğiyle Muhterem Hocaefendi’nin huzurunda okunan Kurban Bayramı Hutbesi’ni sesli ve yazılı olarak arz ediyoruz.

Hürmetle…

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

 2012 Kurban Bayramı’nda Muhterem Hocamızın Huzurunda Okunan Hutbe

الله أكبر كبيراوالحمد الله كثيرا  – وسبحان الله بكرة و أصيلا

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ الَّذِى هَدَانَا لِهذَا.وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْ لاَ أَنْ هَدَانَا اللهُ. وَ مَا تَوْفِيقِي وَ لاَ اعْتِصَامِي إِلاَّ بِاللهِ. عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ إِلَيْهِ أُنِيبُ. نَشْهَدُ أنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَ لاَ نَظِيرَ لَهُ وَ لاَ مِثَالَ لَهُ. اَلَّذِى لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْهِ. كَمَا أَثْنَي عَلَى نَفْسِهِ. عَزَّ جَارُهُ وَجَلَّ ثَنَاؤُهُ وَلاَ يُهْزَمُ جُنْدُهُ وَلاَ يُخْلَفُ وَعْدُهُ وَلاَ إِلهَ غَيْرُهُ. وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا وَسَنَدَنَا وَمَوْلاَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ. اَلسَّابِقُ إِلَى الأَنَامِ نُورُهُ. وَرَحْمَةٌ لِلْعَالَمِينَ ظُهُورُهُ. وَصَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَوْلاَدِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَأَصْحَابِهِ وَأَتْبَاعِهِ وَأَحْفَادِهِ أَجْمَعِينَ. أَمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادَ اللهِ؛ إِتَّقُوا اللهَ تَعَالَى وَأَطِيعُوهُ. إِنَّ اللهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ. فَقَدْ قَالَ اللهُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. بِسْــمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ:

لَنْ يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى مِنْكُمْ كَذلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّهَ عَلى مَا هَديكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنينَ

Muhterem büyüklerim, kıymetli arkadaşlarım,

Bizim dünyamıza has bir kısım büyülü ses ve soluklar vardır. Hakikî mü’minlerin dilinden hiçbir zaman düşmeyen bu nurlu sözler ve gönüllerimize inşirah veren soluklar, hayatımızın her faslına girmiş öyle sırlı nefeslerdir ki, onları, içinde bulunduğumuz bu âlemin en renkli nağmeleri olarak söyler, dinler, değerlendirir ve tahakkukunu beklediğimiz bir tatlı rüyanın da sihirli anahtarları kabul ederiz.

Mâbed içinde, mâbed dışında her zaman vird-i zebânımız olan “kelimât-ı tayyibe” de diyeceğimiz bu nurlu sözler, bizim hayatımızla o kadar bütünleşmiştir ki, farkına varalım varmayalım, her gün onları defalarca tekrar eder dururuz tekrar ettiği gibi göklerde meleklerin, hâl ve keyfiyet diliyle canlı-cansız bütün nesnelerin.. Allah’ın yüceliğini haykıran her ses, söz ve görüntü karşısında “Allahu Ekber” der, O’nun ululuğunu ilân eder; O Rahmeti Sonsuz’un sağanak sağanak başımızdan aşağıya boşalan nimetleri sayılıp seslendirildiğinde “Elhamdulillah” sözleriyle mukabelede bulunur; O’nun eşi ve menendi olmadığını hatırlatan her beyan, her îmâ ve her işaret karşısında da “Sübhanallah” mülâhazalarıyla gürleriz.. her vesileyle hep O’nu düşünür, O’nu yâd eder, O’nunla olan münasebetlerimizi gözden geçirir, fikren ve hayâlen her gün kim bilir kaç kez canlara can “O’nun maiyyeti” hülyalarına dalarız. Hatta bazen duyma ve hissetmemiz öyle derince olur ve heyecanlarımızın debisi öylesine yükselir ki, o esnada ruhlarımızda beliren aşkın mülâhazaları ve gönüllerimizden taşan yüksek hisleri bir kısım iç çekmelere, hıçkırıklara emanet eder ve gözyaşlarının engin ifadelerine bırakırız.

Bilhassa bazı gün ve gecelerde, çevremiz bu ses ve soluklarla öyle ledünnî bir hâl alır, her şey öyle fevkalâdeleşir ve hayat öyle füsunlu bir renge bürünür ki, gözlerimize her yandan değişik dalga boyunda ışıklar akmaya başlar ve kulaklarımız bu hususî sesleri Cennet ırmaklarının çağıltıları gibi bir zevk zemzemesi içinde dinlemeye durur; bizi ve düşüncelerimizi aşan fâik ve gizli bir güçle, yüksek debili bir sevinç ve neş’e çağlayanı içine sürüklendiğimizi hisseder gibi olur, iç içe hayret ve hayranlıklar yaşarız. Hele dört bir yandan yükselen tekbirler, bazen bize bir sûr sesi gibi gelir, uyarır hepimizi içinde bulunduğumuz dünyevîlikten; akseder dil ve dudaklarımıza o lâhûtî kelimeler; mırıldanırız aynı şeyleri hep beraber. O sesi, bazen yitirdiğimiz Cennet’e bir çağrı gibi duyar, koşarız binlerce yıllık yitiğimizi bulmaya ve o öldürücü hasretten kurtulmaya.

Tekbir; Cenâb-ı Hakk’ın her şeyden üstün, her hususta en yüksek ve en yüce olduğunu ilan etmek, daha doğru bir ifadeyle “Yegâne büyük O’dur; büyük, Allah’tır!” hakikatini seslendirmek, azamet ve kibriyâ atmosferinin değişik tecellileri karşısında “Allahu ekber” diyerek müteâl bir ululuğun müşahitleri olduğumuzu haykırmaktır.

Risâletin ilk günlerinde Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Hira Sultanlığı’nda vahiy meleğinin sesini işitip kendisini görmüş; çok geçmeden onu yerle gök arasını doldurmuş bir vaziyette bir kere daha müşahede etmiş; vahyin ağırlığından ve Cebrail aleyhisselamın heybetinden titremeye başlamış ve hemen ailesine gelerek “Beni örtün, beni örtün!” demişti. Çok geçmeden Cenâb-ı Hak, şöyle buyurmuştu:

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

“Ey (yalnızlık ve inziva arzu eder gibi) örtüsüne bürünen (yüce nebi)! Kalk ve inzar et. Ve Rabbinin büyüklüğünü ilan et.” (Müddessir, 74/1-3) Kalk, karanlıkta kalmışların imdadına koş! Şu şaşkınlık ve sapıklık içinde yuvarlanan yığınları eğri yolun encâmından ve sapıklığın ürperten neticelerinden sakındır. Ve zatında büyük Rabbinin yüceliğini yeri göğü çınlatırcasına bütün gücünle haykır! Yer gök senin âvâzınla inlesin! Cin ve ins, senin sedânla Rabbinin tek büyük olduğunu bir kere daha işitsin.

Bu ayet nâzil olur olmaz Fahr-i Kâinat Efendimiz hemen doğrulup kalkmış ve tekbir getirmiş, Hazreti Hatice de onunla beraber “Allahu Ekber” demişti; zira, tekbir bir manada ilk emir ve peygamberin ilk vazifesiydi. Önemi ilahî beyanla vurgulanan ve “Allahu ekber” cümlesinde ifadesini bulan “tekbîr” daha sonra en çok tekrarlanan İslam remzi ve mü’minlerin şiarı oldu.

Öyle ki, biz daha doğar doğmaz kulağımıza okunan ezanla o en büyük hakikatin sesini duyarız. Sonra da ömür boyu hep onunla soluk alıp veririz. Günde beş kere minareden yükselen kutlu seste ve her farz namaz için getirilen kâmette onu tekrar ederiz. Namaza başlarken, mâsivâya ait her şeyi kendimize haram kılarak harem dairesine adım atma, bütün dünyevîlikleri kapının dışında bırakma ve yalnızca Sultan-ı Kâinat’a teveccühte bulunma adına bir söz verircesine yine “Allahu ekber” deriz. İbadete onunla başlandığı için “iftitah tekbîri” dendiği gibi; namaz içinde bazı şeylerin yapılması onunla yasaklandığından “tahrim” ya da “ihram tekbîri” de denen bu mübarek sözle bir ahidde bulunmuş; o andan itibaren, namazın bütün dakikalarına, saniyelerine ve saliselerine de tekbîr ruhunu işleme, bir manada bütün bütün namaz kesilme ve adeta namazlaşma sözü vermiş oluruz. Akabinde ruhumuzun miracı olan bu yolculuğun bir bölümünden diğer bölümüne geçişte hep aynı mübarek duygu ve düşüncelerle aynı bereketli kelimeleri tekrarlar; tekbir ruhunun kıyam, kıraat, rüku ve secdemize de sirâyet etmesine özen gösteririz. “Huzurunda el pençe divan durulacak yegâne büyük Sensin Allahım! Kendisi için iki büklüm olunacak tek ilah Sensin Allahım! Baş ayak aynı yere konulup yüz yere sürülecek ve ulûhiyetine secdeyle mukabele edilecek eşsiz mabud Sensin Allahım! El açılıp kendisinden dilekte bulunulacak biricik Rabb Sensin Allahım!..” mülahazalarıyla kanatlanırız. Namazın rükünleri arasında “Allahu ekber” dememiz, adeta benliğimizden sıyrılıp küllî dairelere girişimizin, birer birer mertebeleri aşıp manen terakkî edişimizin işareti ve her bir “Allahu Ekber” bir miraç basamağını daha geride bırakışımızın remzi olur.

Duha, evvâbîn, teheccüd, cenaze ve bayram namazı gibi ibadetlerin içinde ve sonrasında, sabah akşam okuduğumuz me’surâtta ve sâir dualarımızın hemen hepsinde, gece yatağa uzanacağımız esnada, yolculuklarda tepeleri aştığımız sırada, kurbanımızı keserken ve hatta yangın gibi felaketlere karşı mücadele ederken hep “Allahu Ekber” der, bir kere daha bu yüce hakikate iltica ederiz.

Hele Hak dostları, enaniyet, ucub, gurur ve kibir gibi öldürücü virüslerin panzehri gördükleri tekbîri, hayâtın zarurî bir parçası hâline getirmiş; ruhlarına onunla nefes aldırıp verdirmiş; zafer, saadet ve inşirah sahnelerini de tekbîrlerle taçlandırmışlardır. Görünme, duyulma, tanınma ve bilinme arzusu türünden şirk şaibesi taşıyan düşünce ve fiillerin en küçüğü karşısında bile tekbîrlerle gürlemiş; sürur ve coşku ifâdelerini de yine tekbîrlere yüklemişlerdir.

Aslında her güzel davranışımızda olduğu gibi sevincimizi tekbîrle ifade edişimizde de Rehber-i Ekmel Efendimiz’den bir iz ve bir hatıra vardır. Nitekim, peygamberliğin ilk döneminde bir müddet vahiy kesilmiş ve Hazreti Rûh-u Seyyid’il-Enâm (aleyhissalatü vesselam) kendi ufku itibariyle, onu önemli bir inkıtâ saymıştı; âdeta bir husûf (ay tutulması) yaşadığını düşünerek çok hüzünlenmişti. Müşriklerin, “Rabbi onu terk etti” demeleri Şânı Yüce Nebî’yi daha da üzmüştü. Oysa ki, bir süreliğine vahyin kesilmesi adeta daha derin bir yöneliş çağrısıydı; Allah (celle celâluhü) geçici bir kabz tattırmak suretiyle, onun teyakkuzunu tetiklemeyi, teveccühünü güçlendirmeyi ve iştiyakını arttırmayı murad buyurmuştu. Nihayet, “Ey Rasûlüm! Rabbin seni asla terk etmedi ve sana darılmadı da.” (Duha, 93/3) ayetini de ihtiva eden Duhâ Sûresi nazil olmuştu. Bu sûre indiğinde Habîb-i Ekrem o kadar çok sevinmişti ki, sürur ve inşirahını “Allahu ekber” tekrarlarıyla ilan etmişti. İşte, biz Yüce Rehberimizin o memnuniyetine ortak olurcasına Duhâ Sûresi’nden itibaren okuduğunuz her sûrenin sonunda da “Allahu ekber” deriz.

Bayramlar da gerçek manasını tekbirlerle bulur ve onlarla daha bir güzelleşir. Hazreti Sâdık u Masdûk (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz, “Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” buyurmuştur. Özellikle kurban bayramı “teşrîk tekbirleri” sayesinde yeryüzü işi olmaktan çıkar, semavî bir mana ve tarifsiz bir te’sire ulaşır. Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindisi de dahil, yirmi üç vakit namazın farzları arkasından birer defa “Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” demekten ibaret olan “teşrîk tekbiri” kısaca şu manaya gelmektedir: “Allah yegâne büyüktür; evet büyük Allahtır. Allah, kendisinden başka mâbûd-u bilhak, maksûd-u bilistihkak olmayan zattır ve ululuk tahtının sultanı tek ilahtır. Büyük Allah’tır ve ezelden ebede, kimden kime olursa olsun her ne kadar hamd ü şükür varsa, hepsi sadece Allah’ın hakkıdır.”

Kurban bayramında evler, sokaklar, mabetler, dağlar, taşlar tekbirlerle lerzeye gelir inler. Bu kutlu zaman diliminde hemen herkes, her şey ve her yer âdeta dil kesilir ve konuşur. Arafat bir mahşer gibi kaynar ve köpürür, bir hesap meydanı gibi endişe ve ümit soluklar.. Müzdelife, Minâ yoldakilerin telaş ve tedarikiyle uğuldar.. Ka’be, sinesi hasretle yanan gufrana susamışların nabzı gibi atar.. ve dünyanın dört bir yanından yükselen “Büyük Allah’tır” ikrarları gidip mukaddes topraklardaki inleyişlerle buluşur. Tek bir korodan, hatta sadece bir ağızdan çıkıyor gibi olan bütün bu sesler, soluklar Hakk karşısında divan durmuş inleyen bir mükerrem kulun çığlıklarıymışçasına gider verâların kapılarına dayanır.

Andelîb-i Zîşân Efendimiz’in bin dört yüz küsur sene evvel âl ve ashabıyla söylediği ve ümmetine emrettiği “Allahu Ekber” kelâmının bir nevî aks-i sadâsı olarak Arafat, Müzdelife, Minâ ve Mescid-i Haram’da yüz binlerce insanın birden telbiyelerle, tekbirlerle, tehlillerle inlemesi ve yeryüzünün her köşesinden milyonlarca mü’minin aynı kelime-yi kudsiyeyle gürlemesi, küllî bir ubudiyet mahiyetini alır. İslâm âleminin zikir, tesbih ve tekbirleriyle büyük bir zelzeleye tutulmuş gibi haşyet içinde titreyen dünya bütün kara ve denizleriyle “Allahu Ekber” der, semaları dahi çınlatır ve berzah âlemlerine de dalgalar gönderir.

Biz bayram boyunca her tekbirle dünü, bugünü ve yarını bir arada yaşarız. Evvela, hayalen teşrîk tekbirlerinin başlangıcı olarak rivayet edilen hadiseye uzanırız. Hazreti İbrahim, gördüğü salih rüya üzerine -İbn Abbas hazretlerinin ifadesiyle “Peygamberin rüyası vahiydir- oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir ve ona seslenir: “Evladım, rüyamda seni kurban olarak boğazlamaya giriştiğimi gördüm, sen ne dersin bu işe!?.” İsmail aleyhisselam durumu anlar; babasının rikkatli yüzüne sevgiyle bakar, merhametli yüreğine canı yanar, teselli eder onu: “Babacığım! Hiç düşünüp çekinme, Hakk’ın buyruğunu yerine getirmekte tereddüte düşme. Teslim ol Rabbine, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. İnşaallah, benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” der. Canını Allah yolunda vermek üzere boynunu uzatabilen bir yiğit… İtaatteki inceliği kavrayan ve Cânan uğruna kurban olmayı temsil eden tevhid delikanlısı, Hazreti İsmail.. ve kalbi rikkatle, şefkatle çarpan baba Hazreti Halîl. Her ikisi de Yaratan’ın emrine teslim.. Hazreti İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırır; o narin boğaza bıçağı sürmek için hazırlanır. Yürek yakan ve göz yaşartan bu sahneye şahit olan Hazreti Cebrail “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek tekbir getirir. İbrahim (aleyhisselam) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve müjdenin yetişmekte olduğunu anlar, sevinir; “Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber” diye cevap verir. Kurban edilmeyi beklerken bu tekbir ve tevhîd kelimelerini duyan Hazreti İsmail de “Allahu ekber velillâhi’l-hamd” der şükrünü dillendirir.

Bilhassa eyyâm-ı teşrik boyunca hemen her tekbirde bir kere daha Hazreti Bilal’i hatırlarız. Önce, Mekke gündüzünün öğle sıcağında alev alev olmuş kumlara gömülen, üzerine kaldıramayacağı ağırlıkta koca taşlar dizilen ve saatlerce kendisine işkence edilen büyük sahabiden “Ehad, ehad, ehad!..” sesleri duyarız. Ehad, rakamlar içinde tektir; ikincisi, üçüncüsü bulunmaz. Evet, Allah birdir, isneyniyeti muhal, eşsiz, emsalsiz bir.

Sonra, Ehad âb-ı hayatıyla yeniden doğan, güçlenen, hürriyete eren, Medine’ye hicret eden ve En Sevgili’nin hizmetine giren Hazreti Bilal’i Mescid-i Nebevî’nin bitişiğindeki evin tavanına çıkmış halde görürüz. Yanık ve tiz sesiyle adeta bütün kâinata sesleniyordur: Allahu Ekber, Allahu Ekber. Ezan okuyordur İslam’ın ilk müezzini. Kavuran güneş, kızgın kum ve bitip tükenmez eziyetler karşısında ancak bir fısıltıyla söyleyebildiği “Ehad” ikrarlarına mukabil şimdi “Ekber” diye inliyor; en yüksek perdeden var gücüyle sesleniyordur: Allahu Ekber… Allahu Ekber…

Ezan teşri kılınmıştır ama henüz bâtıl ayaktadır; “Büyük O’dur” hakikatini arzın göbeğinde ve küllî planda seslendirmek için hâlâ zaman lazımdır. Bundan dolayı da Bedir’de yine “Ehad” sesini işitiriz. Bu defa Ashab-ı Kiram hep beraber “Ehad! Ehad!” dedikçe âdeta semalar deliniyor ve her “Ehad” sözüyle aşağıya tabur tabur melekler iniyordur. Sanki bir şehrâyin tertip etmek ve Bedir’in zaferini kutlamak için semavâtın sâkinleri yeryüzüne akın ediyordur. Meleklerin başlarında beyaz sarıklar ve sırtlarında kar rengi urbalar vardır. Çünkü sahabe Bedir’e gelirken beyaz urbalarla gelmiş ve dillerindeki parolaya kurban olmak için azmetmiştir: “Ehad! Ehad!”

Hayalen birkaç sene sonrasına ulaşırız: Cenâb-ı Hak Mekke’nin fethini de lütfetmiştir. Fazilet Güneşi Efendimiz, tevazu, mahviyet ve şefkat şuaları saçarak şehre girerken, Allah’a minnet ve şükran hisleriyle dopdoludur. Ka’be’ye varıp “Hak geldi, batıl yıkılıp gitti.” ferman-ı ilâhîsi eşliğinde putları da birer birer yere seren Rasûl-i Kibriya, şükür ve sürurunu tekbir getirerek dışa vurunca, Müslümanlar da hep bir ağızdan “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyerek Mekke ufuklarını bu kutsî sadâ ile doldururlar. Derken, Ehad’le dirilip “Ekber”in ilancısı olan Hazreti Bilal, Kâ’be’nin üzerinde, pırıl pırıl çehresiyle beliriverir; kabından taşmakta olan hasret, hicran, aşk ve heyecanla “Allahu Ekber, Allahu Ekber” diye gürler ve ezan-ı Muhammedi ile Mekke dağlarını çınlatır. Bu ulvî nidâya, mübarek beldenin dağı, taşı, hatta yıllar önce Bilal’in soluklarını emen kızgın kumların her bir tanesi “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyerek karşılık verir. Artık o ses, kıyamete dek yankılanıp duracaktır.

İşte biz bayramlarda, Beytullah’tan yükselen o sesi duyar gibi oluruz yanı başımızda, cihanın her yanında ve serhat boylarında. Dünya muvazenesi için tehlikeleri göğüslemiş ve devletler arası dengeyi temin uğrunda, yaşama haz ve zevklerini feda etmiş fatih orduların gürül gürül tarrakaları gelir kulaklarımıza. Peygamber emanetine sahip çıkmış ecdadımızın dillere destan mücahedeleri neticesinde, tekbir bayrağının dünyanın en ücra köşelerinde bile dalgalandığını, nice yüz bin minareden ruh-u revân-ı Muhammedî’nin şehbal açtığını ve göklerin nura gark olduğunu hayal âlemimizde seyre koyuluruz.

Evet biz, bu ses ve bu sözlerde mübarek bir milletin bütün bir geçmişini, bu koskoca geçmişte oluşup gelişen değişik değerler manzumelerini görür, duyar, dinler; o dağlar cesametindeki dinî vâridâtımızın temâşâsıyla âdeta mest olur ve kendi kendimize, “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz” diye mırıldanırız; mırıldanırız zira, minarede başlayıp mâbedin içinde noktalanan bu sesler bazen o kadar mazi televvünlüdür ki, onların her bir demetinde bütün tarihimizi ve ecdadımızın o enginlerden engin heyecanlarını duyuyor gibi olur ve kendimizi adeta onların arasında buluruz.

Şu kadar var ki, her tekbirle bunları hayal ederken, bir yandan, gönüllerimizi bu hakikatlere uyaran ve ötelerden gelen üns esintilerini ruhlarımıza duyuran Allah’a hamd ü senâ hisleriyle iki büklüm olur; yerle gök arasındaki kopukluğu giderip bir kere daha arzı semalara bağlayan, körkütük yaşadığımız şu âlemde bize Rabbimiz’i tanıtan ve kulluk adâbını talim buyuran Fahr-i Kâinat Efendimiz’e minnettarlığımızı salat ü selamlarla seslendirir; mukaddes emaneti kırmadan, çatlatmadan sonraki nesillere intikâl ettirmek için ölüp ölüp dirilen ve destansı adanmışlıklar sergileyen selef-i sâlihîni hayırla yâd ederiz. Diğer taraftan da İslam’ı çok ucuz bulduğumuzu, bu devlete meccanen nâil olduğumuzu, günümüze kadar bin bir fedakârlıkla hazırlanan ümranların üzerine birer mirasyedi gibi konduğumuzu, dahası durduğumuz yerin hakkını veremediğimizi ve mazhariyetlerimize yakışan bir duruşa geçemediğimizi düşünür hüzünleniriz.

Bedbinlik ve inkisarın ruhlarımıza yol bulabileceği bu noktada bir kere daha “tekbîr”e sarılırız. Zira, “Allahu ekber”in bir mânâsı da şudur: Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi, her şeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey O’nun ilminin haricinde kalmaz ve kudretinin tasarrufundan kaçamaz, kurtulamaz. İlahi ilim ve kudret, korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Bu itibarladır ki, büyük musibetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine teselli, kuvvet ve nokta-i istinat yapar. Bizim için de en önemli güç, kuvvet, istinat ve inşirah kaynağı tekbîr hakikatidir. Âciz, zayıf ve muhtaç olsak da “Allahu Ekber”! Dost vefaya yanaşmasa, düşman cefadan usanmasa da “Allahu Ekber”! Önümüzdeki yollar sarp ve yokuşsa da “Allahu Ekber” Allah’ın büyüklüğünün ayrı bir tecellî buudu; bazen, çok küçük varlıklara büyük işler gördürerek, esbâbın önemsizliğini vurgulaması ve farklı bir üslupla kendi ululuğunu hatırlatmasıdır. Kudreti Sonsuz, dilerse bir kısım sıradan, düz insanlara, gönüllerin kapılarını ardına kadar açar ve sevgi saltanatında onlara âdeta Süleymanlık bahşeder: Allahu Ekber!..

Her bayram böyle rengârenk ve gülbanklarla doğar ruhlarımıza. Bu mübarek günler, ilhamları ve hatırlattıklarıyla mest eder gönüllerimizi. Yunmuş, yıkanmış ve bütün bütün yenilenmiş hissederiz kendimizi. Ümit ve reca hisleriyle bekleyişe geçeriz hem buradaki dirilişimizi hem de ba’s ü ba’del mevtimizi. Yüce Rabbimizden diler ve dileniriz -doğduğumuzda kulağımıza ezan okunduğu gibi- mahşer-i ekberde haşir ezanını işittiğimiz zaman da “Allahu Ekber” diyerek kıyam etmeyi ve ahiret bayramına ermeyi…

أَلاَ إِنَّ أَحْسَنَ الْكَلاَمِ وَ أَبْلَغَ النِّظَامِ. كَلاَمُ اللهِ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ الْعَلاَّمِ. كَمَا قَالَ اللهُ تَبَارَكَ وَ تَعَالَى فِي الْكَلاَمِ. وَ إِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ.

وَ أَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ وَاٰخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ حَمْدَ الْكَامِلِينَ كَمَا أَمَرَ. نَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَ نَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ النَّبِيُّ الْمُعْتَبَرُ. تَعْظِيمًا لِنَبِيِّهِ وَ تَكْرِيمًا لِفَخَامَةِ شَانِ شَرَفِ صَفِيِّهِ.

فَقَالَ اللهُ عَزَّ وَ جَلَّ مِنْ قَائِلٍ مُخْبِرًا وَ آمِرًا: {إِنَّ اللهَ وَ مَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْلِيمًا} لَبَّيْكَ…

{وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَم يَكُنلَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيراً}

(Dualarınıza vesile olması istirhamıyla… Hazırlayan ve Okuyan: Osman Şimşek)

144. Nağme: 2012 Kurban Bayramı Duası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi her bayram sabahı ümmet-i Muhammed (aleyhissalatü vesselam), ülkemiz ve bütün insanlık için dua ediyor/ettiriyor. Bazen bayram namazından önce de bir iki saat okunan dualara namaz akabindeki hulasa ile hatime veriliyor.

Bu  bayram namazı sonrasında yaptığımız duayı bir kerecik de olsa dinleyip “amin” demeniz istirhamıyla ekte arz ediyoruz.

Hürmetle…

143. Nağme: Gurbette Kurban Bayramı ve M. Hocaefendi ile Bayram Namazı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Kurban bayramınızı gönülden tebrik eder, iki cihan saadeti dileriz.

Muhterem Hocamızla beraber eda ettiğimiz namaz, okunan hutbe, yapılan dua ve çocukların bayram neşesinden bazı bölümleri içeren 14:34 dakikalık videoyu arz ediyoruz.

Muhabbetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

Bizim İklimden Kurban Bayramına Dair İlk Haberler

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,
 
Kurban bayramınızı can ü gönülden tebrik eder iki cihan saadeti dileriz. Bizim iklimden bayram görüntülerini hazırlıyoruz; inşallah, bu gece tamamlayıp sabah paylaşacağız.
 
Şimdilik ilk haberlerimizi verelim: Bir Kurban Bayramı’nı daha gurbette hüzünle karşılayan Fethullah Gülen Hocaefendi ‘yi sevenleri yalnız bırakmadı. Bayram namazını ziyaretine gelen dostları ile birlikte eda eden Hocaefendi her bayramda olduğu gibi yine çocukları sevindirdi. İki hafta önce vefat eden kardeşinin yokluğunun ardından ilk defa bir bayramı idrak eden Hocaefendi’nin kederli olması dikkat çekti. Kurban Bayramı’nda hüzünlü olduğu her halinden belli olan Hocaefendi, bundan yaklaşık iki hafta önce vefat eden kardeşi Hasbi Nidai Gülen’in yokluğunda ilk bayramı idrak etti.
 
Bayram namazını ziyaretine gelenler ile birlikte kılan Fethullah Gülen Hocaefendi, “Tekbir” yani “Allah-u Ekber” ifadesinin anlamı, kurbanın manası, insanın Allah ile olan irtibatında kurbanın önemini içeren hutbeyi zaman zaman ağlayarak dinledi. Hutbenin ardından yapılan duada Suriye’de akan kanın durmasına, Müslümanların birlik-beraberliğine, insanlığın refahı ile huzuruna Kurban Bayramı’nın vesile olması niyaz edildi.
 
Kesilen kurbanın ardından ziyaretine gelenlerin çocuklarını da sevindirmeyi unutmayan Hocaefendi, her bayramda olduğu gibi küçüklere harçlık ve çikolata verdi. Minik ziyaretçilerinin başını okşayıp onlardan kendisi için dua etmelerini isteyen Hocaefendi, daha sonra Türkiye’deki yakınları ile telefonla ve internet üzerinden görüntülü konuştu. Erzurum’da yaşayan ablası Nurhayat Seven ile internet üzerinden canlı görüşen Hocaefendi’ye ablasının sürekli dua ettiği duyuldu. Ablasının duasına, ”amin, cümlemizi inşallah…” gibi sözler ile cevap veren Hocaefendi’nin gözyaşlarını zor tutuğu görüldü.
 
Muhabbetle…

142. Nağme: İFK Hadisesi ve Hazreti Âişe’nin İffeti

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bugünkü dersimizde Nur Sûresi 11-27. ayetlerin tefsirini, özellikle İfk (Hazreti Âişe annemize atılan iftira) hadisesini anlatan ilahî beyanların açıklamalarını okuduk.

Bu 22:32 dakikalık ses kaydında hem o elim vakıanın rivayetlerde nasıl geçtiğini hem de muhterem Hocamızın değerlendirmelerini bulacaksınız.

Ayrıca, bu nağmemize derste çektiğimiz en son fotoğrafı da eklemek istiyoruz.

Hürmetle…

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

Kurban

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ رَضِيَ الله عَنْهُ

قَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا هَذِهِ الْأَضَاحِيُّ

قَالَ سُنَّةُ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ

قَالُوا فَمَا لَنَا فِيهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ

قَالَ بِكُلِّ شَعَرَةٍ حَسَنَةٌ

قَالُوا فَالصُّوفُ يَا رَسُولَ اللَّهِ

قَالَ بِكُلِّ شَعَرَةٍ مِنْ الصُّوفِ حَسَنَةٌ

* * *

Sahabe-i kiramdan

Hazreti Zeyd b. Erkam (radiyallahü anh)’ın anlattığına göre;

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabı: Ey Allah’ın Rasulü dediler, bayram günü kesilen kurban ne manaya gelmektedir?”

Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem): “Bu, babanız İbrahim aleyhisselâm’ın sünnetidir.” buyurdular.

Ashab: “Pekiyi, kurban kesmede bize ne gibi bir sevap var ey Allah’ın Resûlü!” dediler.

“Kurbanın her bir kılı için bir sevap.” buyurdular.

Ashab tekrar: “(Kesilen kurban koyun, kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resûlü (sevabı nasıl olur)?” diye sordular.

Aleyhissalâtu vesselam: “Yünün her bir kılı için de bir sevap var!” buyurdular.”

(İbn-i Mâce, Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned; Hâkim, Müstedrek)

 

Kurban

Birine, bir şeye yaklaşma, yakınlaşma gibi manalara gelen kurban sözcüğü, dilimizde Allah’a yakınlaşma niyetiyle kesilen hayvana verilen ad olmuştur.

Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de Kevser Suresinde;

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” buyurarak kullarının namaz ve kurban gibi iki önemli ibadetle kendisine yakınlaşmasını talim buyurmuş, öğütlemiştir.

Hac Suresinde ise şöyle buyrulmaktadır:

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ

فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ

“Biz kur­ban­lık bü­yük­baş hay­van­la­rı da si­zin hak­kı­nız­da Al­lah’ın di­ni­nin şe­âi­rin­den kıl­dık. On­lar­da si­zin için ha­yır var­dır. On­lar bo­ğaz­lan­mak üze­re saf ha­lin­de du­rur­ken on­la­rı kes­ti­ği­niz za­man Al­lah’ın adı­nı anın. Ya­nı üs­tü ye­re yı­kı­lın­ca da on­lar­dan hem siz yi­yin, hem ka­na­at gös­te­rip is­te­me­ye­ne, hem de is­te­yen fa­ki­re ye­di­rin!”

Ayetlerden anlaşıldığı üzere kurban ibadeti, taşıdığı üstün manalar ve hikmetler itibariyle dinimizin şeâiri yani bariz alametlerinden biri olmuştur. Yine Kur’an’da geçen “Her kim Allah’ın şeâirine (alametlerine, hükümlerine) saygı gösterir, onu tazim ederse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır,” (Hac, Suresi, 32) ayetinde de görüldüğü üzere kurban, Allah’a karşı derin bir saygı ve ona yaklaştıran önemli bir vesiledir.

Efendimiz (aleyhissalatü vesselam): “Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır.” “Kurban kesmeye gücü yettiği halde, kurban kesmeyen, bizim namazgahımıza yaklaşmasın.” diyerek bunun önemini vurgulamıştır. Diğer bir hadis-i şerif ise şöyledir: “Ademoğlu Kurban Bayramı gününde kurban kesmekten daha sevimli bir iş ile Yüce Allah’a yaklaşabilmiş değildir.”

Kurban ibadeti taşıdığı hikmetlerle de Allah katında çok kıymetlidir. Kurban bayramında fakir-fukara, yetim ve öksüzler, talebeler, dünyanın muhtelif yerlerinde değişik afetlere maruz kalan kimsesizlere himmet elini uzatarak maddî-manevî gayret ve yardımda elinden gelen her türlü çabayı sergileyen hizmet insanları, bir Hak dostunun ifadesiyle, onlar -niyet ve hulusları sayesinde- o an hac için Arafat’ta ve Müzdelife’de olan kimselerin sevabına denk, belki de daha çok sevab kazanmış olabilirler. Zira bu kurban hizmetinde koşturanların himmeti bütün dünyayı içine alacak şekilde geniş ve büyüktür. Dinimizde büyük önem verilen bu kurban ibadetiyle bir milletin yeniden ihyasına katkı söz konusudur.

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

141. Nağme: Sâdıkların Kalbleri Titrer!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Dünkü ikindi sohbetinin sonlarına doğru muhterem Hocamıza şöyle bir soru sorduk:

Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri, iç-dış bütünlüğünü koruma sadedinde, “Sâdık kimse kıvrım kıvrımdır, günde kırk defa hâlden hâle girer; aksine bir mürâî ise, kırk sene ızdırapsız olarak kaldığı yerde kalır.” diyor. Sıdk ile vecel (yüreğin tit tir titremesi) arasında nasıl bir münasebet söz konusudur?

Evet, tahmin edeceğiniz gibi, bu sohbetin tamamını Bamteli olarak neşredeceğimiz günü beklemeye gönlümüz razı olmadı ve hiç olmazsa muhterem Hocaefendi’nin yukarıdaki soruya verdiği cevabı hemen size de ulaştırmak istedik.

09:43 dakikalık bu güzel hasbihali dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

 

139. Nağme: Sevgide Denge

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi dün ikindi sohbetine sevgi ile alakalı mülahazalarını dile getirerek başladı. Sorumuzu soracağımız ana kadar da aşk ve muhabbetle ilgili bazı hususlara dikkat çekti. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in şu mübarek sözlerini şerhetti:

أَحْبِبْ حَبِيبَكَ هَوْنًا مَا عَسَى أَنْ يَكُونَ بَغِيضَكَ يَوْمًا مَا

 وَأَبْغِضْ بَغِيضَكَ هَوْنًا مَا عَسَى أَنْ يَكُونَ حَبِيبَكَ يَوْمًا مَا

“Muhabbetinde dengeyi gözetip sevdiğin insanı ölçülü sev; belki bir gün nefret hislerini tetikleyen bir kimse haline gelebilir.

Kin ve nefret duygularını harekete geçiren kimseye karşı da öfkende dengeli ol, kim bilir o da bir gün sevgini celbeden bir insana dönüşebilir.”

Dünkü sohbetin sevgi konusunun işlendiği 13:30 dakikalık o çay faslını pazartesi gününü beklemeden neşrediyoruz.

Muhabbetle…

138. Nağme: Tehlikeli Değişim

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Daha önce de belirttiğimiz gibi, “nağme”leri neşretmeye başladığımız günden itibaren muhterem Hocamızın sözlerini kaydetme mevzuunda daha hassas davranıyor; sadece ikindi sohbetlerini ve dersleri değil, hangi ortamda olursa olsun Hocaefendi’nin önemli görüp ifade ettiği her meseleyi size de ulaştırmaya çalışıyoruz. Bugünkü nağmemizde de aziz Hocamızın bir vesileyle dile getirdiği değişimle alakalı hususları sizinle paylaşmak istiyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

İnsanlarla İyi Geçinmek

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ الله عَنْهُ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

رَأْسُ الْعَقْلِ

بَعْدَ اْلإِيمَانِ بِاللهِ

التَّوَدُّدُ إِلَى النَّاسِ

* * *

Sahabe-i güzîn efendilerimizin hadis ilminde

herkesçe hüccet kabul edilen seçkinlerinden

Hazreti Ebû Hureyre (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ ve etemmütteslîmât) şöyle buyurur:

“Aklın gereği,

Allah’a imandan sonra, O’nun için sevmek,

sevilmek ve insanlarla dost geçinmektir.”

(Mecmeu’z-Zevâid, 8/17; Biraz farkla, Beyhakî, Sünen, 10/109;

Taberanî, el-Mu’cemü’s-Sağîr, 2/21)

 

İnsanlarla İyi Geçinmek

Hadis-i şerifte aklın zirvesi Allah’a iman olarak bildirildikten ve en değerli konuma iman konulduktan sonra bunun ardından insanları sevmek, onlar tarafından sevilmek ve onlarla hoş geçinmek zikredilmiştir.

Allah’a gönülden iman eden kimse Allah’ı daha çok tanımaya çalışır. O’nu tanıdıkça daha çok sever ve sevdikçe de O’na daha çok ve daha derin kulluk eder. Böylece hep Allah’a daha yakın olmaya çalışır.

Allah’a samimiyetle bağlanan böyle akıllı bir kul, ibadetlerle O’na bağlılığını gösterdiği gibi Allah’ın kulları olan insanları da Allah’tan ötürü sever ve O’nun rızası için insanlara iyilikte bulunur, onlarla dostça geçinir. Nitekim hadis-i şeriflerde;

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

“İnsanlara karşı hep güzel ahlakla muamelede bulun!” (Tirmizi, Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned)

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ

مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ

“Müslüman, müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez ve ona ihanet edip yardımsız bırakmaz. Her kim, bir mü’min kardeşinin ihtiyacını görürse, Allah’da onun ihtiyacını görür.” (Buhari, Müslim) denilmiştir.

Allah için O’nun kullarını seven ve davranışlarını Allah’ın rızasına göre programlamış bu mü’min ve akıllı insanlar, Allah’ın bir mükafatı olarak insanlar tarafından sevilir ve sayılır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle anlatılmıştır:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا

“Rahman Allah, iman edip salih amel yapanları (hem kendi katında, hem de mah­luklar nezdinde) sevimli kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96)

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِي

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِي

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

137. Nağme: Huşû ve Haşyete Dair Bir Ayet On Tefsir

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Bu sabahki dersimiz de yine kıymetli ağabeyimiz Hasbi Nidai Gülen Beyefendi’nin vefatının hâsıl ettiği buğulu atmosferde başladı. Zaman zaman mevzu ölüme kaydı ve Merhum yâd edildi.

Dersimizin konusu Mü’minûn Sûresi’nin ilk on ayetiydi. Her ayet üzerinde uzun uzun durulup farklı eserlerden yorumlar okundu ve muhterem Hocamız her bir te’ville alakalı değerlendirmelerde bulundu.

15.56 dakikalık ses dosyasından ibaret olan bu nağmede, özellikle “Onlar namazlarında tam bir saygı ve tevazu içindedirler.” (Mü’minûn, 23/2) mealindeki ayet-i kerimeyle ilgili tefsirleri ve muhterem Hocaefendi’nin açıklamalarını bulacaksınız.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

136. Nağme: Gurbette Bir Gıyabî Cenaze Namazı Daha

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

Bu sabahki dersimiz de yine hüzünlü başladı ve hüzünlü devam etti; zira, bu gece de muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kardeşi Hasbi Nidai Gülen Beyefendi’nin Hakk’a yürüdüğü haberini aldık.

Muhterem Hocamız her zamanki gibi derse katıldı; fakat, kardeşinin dar-ı bekaya irtihalinin yanı sıra gurbette bulunduğu için cenaze merasimine de iştirak edemeyecek olmasının üzüntüsü bütün salonu kapladı.

“Hiç olmazsa gıyabî namaz kılıp dua edelim” teklifimiz üzerine muhterem Hocamız bir saat önce sona eren Cuma namazının akabinde cenaze namazı kıldırdı. Bu videoda o esnada kaydettiğimiz görüntüyü bulacaksınız.

Merhum Hasbi Nidai Gülen Ağabeyimize Mevlâ-yı Müteal’den sonsuz rahmet ve mağfiret diliyor, başta M. Fethullah Gülen Hocaefendi olmak üzere, bütün aile fertlerine, yakınlarına ve dostlarına sabr-ı cemil niyaz ediyor; bu videonun o kıymetli insana dua edilmesi için vesile olmasını umuyoruz.

Hürmetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

135. Nağme: Bidatlar ve Şirkin Uçları

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Aslında dün sohbet günü değildi. Fakat, muhterem Hocamız misafirlerimize hürmeten ikindi namazı sonrası bir müddet hasbihal etti.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi kendisine kıyam edilmemesi için defalarca ikazda bulunduğu halde, bunu bilmeyen ya da o anki heyecanını bastıramayan bazı misafirlerimiz Hocamız salona girerken ayağa kalkmaya yeltendiler.

Kendisine ayağa kalkılmasından dolayı sahiden rahatsızlık duyduğunu o an bir kere daha söyleyen ve herkesin yerine oturması için eliyle işaret eden muhterem Hocaefendi, namazın akabinde de 15:30 dakikalık ses dosyası olarak arz edeceğimiz hakikatleri dile getirdi.

Değerli dostlar,

Emin olun, “Keşke herkes duyup anlasa!..” duygusuyla dinleyip kaydettiğimiz bu sohbeti de bir an önce sizlere ulaştırmak için can atıyoruz; fakat, her gün bir şeyler neşredince aslında inci mercan olan hakikatlerin sıradanmış gibi görünmesinden ve arada kaynayıp gitmesinden de endişe duyuyoruz.

Gerçi “Herkul Nağme” sayfamızı “herkes her gün takip etsin” düşüncesiyle açmamıştık; “Bugün İnternet’e vakti olanlar, başka şeylerle değil muhterem Hocamızın atmosferinden yansıyacak İslam güzellikleriyle meşgul olsunlar!” fikriyle yola çıkmıştık.

Öyle de olsa muhterem Hocaefendi o kadar güzel mevzulara değiniyor ki hiçbir dostumuzun bunlardan mahrum kalmasına gönlümüz razı olmuyor.

Biz yine vazifemizi yapıp dosyayı sizinle paylaşalım; artık istifade etmek ve başkalarının da faydalanmaları için gayret göstermek de size düşüyor.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

 

134. Nağme: Hicret ve Evrensellik

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bugünkü dersimizin birinci faslında Hac Sûresi’nden 56-78. ayetlerin tefsirlerini okuduk; ikinci bölümde ise, bir arkadaşımız (Merhum) Dr. Ferid el-Ensari’nin “Risale-i Nur`un Anahtar Kavramları” adlı kitabının özetini sundu.

07:35 dakikalık ses dosyasından oluşan bu nağmemizde muhterem Hocamızın ders esnasındaki açıklamalarından bazı nükteler bulacaksınız.

Muhabbetle…

133. Nağme: Heyecan.. Ah Kaybettiğimiz Heyecan!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

İnşaallah, tamamını Bamteli’nde yayınlamayı düşündüğümüz ikindi sohbetinin 8 dakikalık bölümünü hiç beklemeden sizlere de ulaştırmak istiyoruz.

Muhterem Hocamız, çok güzel olan bu hasbihalde ibadetlerin ruhunu, Kıtmîr kelimesinin manasını, Hac’daki heyecanı, tavaftaki şuuru ve beklenen baharın mimarlarını anlatıyor.

Dualarınıza vesile olması recasıyla…

Zühd ve Dünyaya Rağbet Etmemek

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ الله عَنْهُ
 قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
اَلزُّهْدُ فيِ الدُّنْياَ  يُريِحُ الْقَلْبَ وَالْبَدَنَ
وَالرَّغْبَةُ فيِ الدُّنْياَ تُكْثِرُ الْهَمَّ وَالْحَزَنَ
وَالبَطَالَةُ تُقْسِي الْقَلْبَ

* * *                  
Sahabe-i kiram efendilerimizin en zahidlerinden
Hz. Abdullah b. Amr’ın
(radıyallahu anhum ecmaîn) rivayet ettiği bir hadiste,
Fahr-i Âlem Rasulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz
şöyle buyurmuştur:
“Dünyaya gönülde yer vermemek
hem kalbi rahatlatır hem de bedeni.
Ona perestiş etmek ise sadece tasa ve hüznü artırır.
Gayr-ı ciddi ve laubali olmaya gelince,
o, kalbi katılaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.”
(Müsned-i Şihab, 1, 188; Feyzu’l-Kadîr, 4, 74)

Zühd ve Dünyaya Rağbet Etmemek

Zühd kısaca dünya ve içindekileri kalben terk edip, yüzünü ahirete çevirmek ve gönlünü hep Allah’a açık tutmak olarak anlaşılabilir. Diğer bir tabirle bu dünyada semaviler gibi yaşayıp, halk içinde Hak’la beraber olma, ebedî olan ukbâ saadeti için, muvakkat dünya rahatını terk etme de denilebilir. Nitekim ayet-i kerimede Allah (celle celâluhû);

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَۤا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌوَإِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise, doğrusu işte gerçek hayat odur; eğer bilselerdi.” (Ankebût Sûresi, 29/64) buyurmaktadır.

Allah Rasulü  (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz, dünyanın nimetleri ayaklarının altına serildiği halde insanların en fakirleri gibi yaşamış ve dünyaya rağbet etmemişti.

Kendini Allah Rasulü’nün hayatına programlayan Allah dostu zahid bir mü’min, kendisi hiç fark etmese ve doğrudan böyle bir niyeti olmasa bile diğer insanlara nümune-i imtisal, örnek bir insan olur ve dinin yaşanması adına da onlara kuvve-i maneviye hükmüne geçer.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), “Dünyaya karşı zâhid ol ki Allah seni sevsin, insanların sahip oldukları şeylere karşı zahid ol ki insanlar seni sevsin.” buyurmuşlardır. (Hâkim, Müstedrek)

Sôfîlerin büyüklerinden Mâlik b. Dinar Hazretleri, “İnsanlar benim için zâhid diyorlar fakat asıl zâhid, Ömer b. Abdülaziz Hazretleri gibi dünyanın maddi imkanları önüne açıldığı halde onları elinin tersiyle itendir.” demiştir. Allah dostları zahid hakkında “eline geçen dünyalıklara sevinmeyen, elinden gidenlere de üzülmeyen” kimsedir demişlerdir.

İnsan, hakimiyetini yitirmediği takdirde dünya nimetleri zühde mani değildir çünkü böyle bir mü’min, o nimetleri Allah yolunda kullanmasını bilir ve bununla da ahiretine yatırım yapar.

Zühdle ilgili ölçüyü bildiren diğer bir ayet-i kerime şöylerdir:

وَابْتَغِ فِيمَۤا اٰتٰيكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِنْ كَمَا أَحْسَنَ اللهُ إِلَيْكَ

“Allah’ın sana verdiği her şeyde ahiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana ihsan da bulunduğu gibi sen de elindeki her türlü imkan ile Allah yolunda iyilik yap, sahip olduklarını O’nun rızası uğrunda harca.” (Kasas sûresi, 28/77)

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
 وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

132. Nağme: M. Hocaefendi ve Talihli Kartonlar

Herkul | | HERKUL NAGME

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin İktisad Çizgisine ve İsrafa Karşı Hassasiyetine Dair Misaller:

Kıymetli arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere, israf bizâtihî çirkindir; dolayısıyla, fakir ya da zengin her mü’min, helallerden ve mübahlardan istifade ederken bile aşırıya kaçıyor ve tehlike sath-ı mâilinde dolaşıyor olma endişesiyle temkinli davranmalıdır. Zira, İslam, israfa girmeme hususunda çok hassas davranılmasını istemiş, denizin kenarında abdest alırken dahi gereğinden fazla su kullanmamayı tavsiye etmiştir.

Muhterem Hocamız hayatın her anında ve sahasında israfa karşı çok duyarlıdır. Bu hassasiyetini ifade sadedinde şöyle demektedir: “Ben bir kağıt havluyu bile birkaç defa kullanmadan atmıyorum. İlk olarak elimi yüzümü siliyorum; bir başka defa onunla ayaklarımı kuruluyorum; daha sonra onu ihtiyaca göre lavabonun kenarlarını silmede, en sonunda da zemini temizleyip kurulamada kullanıyor ve artık kullanılamaz hale geldiğine kâni olursam çöp kutusuna atıyorum.”

Kıymetli Hocamızın odasına kendi parasıyla aldığımız bir rulo çöp poşeti bırakmıştık. Aradan sekiz sene geçtikten sonra hala o poşetlerden bazılarının kullanılmayı beklediğini gördük. Zira, iktisadı hayat çizgisi haline getirmiş olan Hocamız kendisine herhangi bir şekilde gelmiş eşya poşetlerini atmamış, bir yerde biriktirmiş, sonra onları kutuya takıp çöp poşeti olarak kullanmıştı (ve hala öyle yapıyor).

Bu konuda daha onlarca misal verebiliriz. Fakat, bugünkü nağmemize mevzu teşkil eden hususa geçmek istiyoruz:

Muhterem Hocamız, kendisine hediye olarak getirilen eşyaları muhtaçlara dağıttığı gibi onların kartonlarını, kutularını, paketlerini dahi israf etmez. İstese kendisine en güzel defterler hediye edilir; nitekim edilmiştir de. Fakat, Hocamız o güzelim defterleri de başkalarına hediye ederek bazılarını sevindirmiş; kendisi o kutuların, paketlerin yan yüzlerini, mesela gömleklerin, tişörtlerin içinden çıkan kartonları bile defter kağıdı gibi kullanmıştır. Bazı makalelerini, şiirlerini ve resim değerlendirmelerini onların üzerine yazmıştır/yazmaktadır.

Ekteki fotoğrafta ve videoda onlardan bazılarını görebilirsiniz:

Bir gömlek kartonu..

Bir başka gömlek kartonu..

Bir kazağın içinden çıkan karton..

Ve dokunsak yırtılacak kadar narin olmasına rağmen gömleğin içindeki o incecik kağıt ve onun üzerine yazılan bir makale…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

131. Nağme: Hocaefendi’nin Bu Geceki Rüyası

Herkul | | HERKUL NAGME

Değerli arkadaşlar,

Bu sabahki derste kıymetli Hocamıza “Kendiniz için nasıl dua edilmesini istersiniz?” sadedinde bir soru sorduk. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, sualimize cevap verirken bu geceki bir rüyasını da anlattı. Dersin o bölümünü 6 dakikalık ses kaydı olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

130. Nağme: Erzel-i Ömür ve Genç Yaşta Bunama

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bugünkü tefsir dersinin bir bölümünde

“(…) Sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi henüz çocukken öldürülür, kimi de hayatın en düşkün biçimine götürülür, öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir (…)”

mealindeki Hac Sûresi’nin 5. ayetiyle alâkalı açıklamalarda bulundu.

Kıymetli Hocamız, 05:11 dakikalık ses kaydı olarak paylaşacağımız bu fasılda, ayette geçen “erzel-i ömür” tabirinden neler anlaşılması lazım geldiğini anlattı. Ayrıca şu sorularının kısa cevaplarını verdi.

Günümüzde Alzheimer gibi hastalıkların artmasının manevi sebepleri söz konusu mudur?

Genç yaşta hafıza kaybı yaşamanın sebepleri nelerdir?

Harama nazardan korunmanın imkansız gibi olduğu bir dünyada en akıllıca iş halktan uzaklaşıp bir kenara çekilmek midir?

 

Mü’minin Şeref ve İzzeti

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ الله عَنْه

 قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّم

شَرَفُ الْمُؤْمِنِ قِيَامُ اللَّيْلِ

وَعِزُّهُ إِسْتِغْنَاؤُهُ عَنِ النَّاسِ

* * *                 

Hazreti Ömer Efendimizin müberek oğlu Hz. Abdullah’ın

(Allah ikisinden de ebediyyen razı olsun) rivayet ettiği bir kudsî hadiste,

İki cihan saadetinin vesilesi Rasulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz

şöyle buyurmuştur:

“Müminin şeref ve itibarı, gecelerini ibadetle geçirmesinde;

izzet ve haysiyeti de, gönül tokluğu içinde bulunup

insanlara el açmamasındadır.”

(Hâkim, el-Müstedrek; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat)

 

Mü’minin Şeref ve İzzeti

Allah katında değer verilen mü’min, kimsenin muttali olamadığı gece karanlıklarında  Allah’a ibadet edip dua dua O’na yalvarıp yakaran kimsedir. Allah dostlarının ifadesiyle gece koyları, Allah’a ulaştırma adına en mühim birer rıhtımdırlar. Peygamber Efendimiz İsrâ ve mi’rac yolculuğuna geceleyin çıkmış ve pek çok diğer Enbiyâ da geceleyin yol almışlardır.

Gece uykusunu Allah için bölen mü’min, kimseye duyurmadan hatta evinin duvarlarından ve kendi nefsinden dahi sakınarak ihlas içinde Rabbisine yönelir ve kalbini Allah’tan başka her şeyden uzaklaştırır. Bu gece kahramanları Kur’an-ı Kerim’de şöyle tavsif edilmişlerdir:

تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Teheccüd için yataklrın­an kal­kar, azabından endişe içinde, rahmetinden de ümitli olarak Rabbilerine dua edip yalvarırlar ve kendilerine nasib ettiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. İşte onların dünyada yaptıkları makbul işlere mükâfat olarak gözlerini aydın edecek, gönüllerini ferahlatacak hangi sürprizlerin, hangi nimetlerin saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde Suresi, 16-17.)

Allah Teâlâ bir hadis-i kudsîde şöyle buyurmuştur: “Salih kullarıma öyle nimetler hazırla­dım ki, onları ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de insanlardan birinin hatırından geçmiştir.”

Hadiste bahsedilen diğer önemli ve Allah katında kıymetli husus ise, mü’min kulun Allah’tan başkasına karşı istiğna, gönül zenginliği içerisinde olması ve insanlardan bir şey beklememesidir.

Allah Rasulü (aleyhissalatü vesselam) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ

“Gerçek zenginli mal-mülk çokluğu değildir. Hakiki zenginlik gönül zenginliğidir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Sôfîlerden bir Allah dostu “Bir kulun, diğer bir kuldan beklenti içinde olması, hapiste tutsak bir esirin, diğer bir esirden yardım beklentisi içinde olması gibidir.” diyerek yönelinecek kapının yalnızca Allah kapısı olduğunu pek latifâne işaret etmiştir. Bir diğer Hak dostu ise “İstediğini Allah’tan isteyen hiçbir zaman mahrum kalmaz, eli boş çevrilmez.” demiştir.

Konumuzla büyük alakası sebebiyle İbrahim Hakkı Hazretlerinin “Gecelerde” kafiyeli şiirini de hatırlamak istiyoruz.

 

Gecelerde

Ey dide nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde.

Bak heyet-i alemde bu hikmetleri seyret
Bul Saniini ol ana hayran gecelerde.

Çün gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Koy gafleti dildardan utan gecelerde.

Gafletle uyumak ne reva abd-ı hakıra
Şefkatle nida eyliye Rahman gecelerde.

Cümle geceyi uyuma Kayyum’u seversen
Ta Hay olasın hay ile ey can gecelerde.

Aşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim
Gönlün gözüne görüne ey can gecelerde.

Dil beyt-i Hüdadır anı pak eyle sivadan
Kasrına nüzül eyleye Rahman gecelerde.

Az ye az uyu hayrete var fani ol andan
Bul canı beka ol ana mihman gecelerde.

Allah için ol halka mukarin gece gündüz
Ey Hakkı nihan-ı aşk ödine yan gecelerde.

                            Erzurumlu İbrahim Hakkı

 

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

 وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِين

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

128. Nağme: Mâbeyn-i Hümâyûn ve Aşılmaz Duvarlar

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Son dönemin en büyük dertlerinden biri şahsi hareketler, ferdi kararlar ve keyfemayeşa tavırlar olduğu için muhterem Hocamız her fırsatta hayırlı danışman ve istişare mevzuuna da temas ediyor.

126. Nağme’yi hala seyredememiş olanlara, hem 09:24 dakikalık bu ses dosyamızı hem de onu beraberce dinlemelerini hararetle tavsiye ederiz.

Cenab-ı Allah hepimize istifade nasip eylesin.

127. Nağme: M. Hocaefendi’den İki Nezaket Misali

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Bugünkü nağmemizde Muhterem Hocamızın her fırsatta insanları sevindirme gayretine ve her zamanki nezaketine misal olarak iki fotoğraf (ve videosunu) paylaşmak istiyoruz.

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

Muhterem Hocamızın bir talebesinin iftar davetine icabet edip sofrasını teşrif buyurduktan sonra evin sahibesine teşekkür mahiyetinde o akşamın hatırası olarak yazdığı dörtlük:

 

 

 

 

 

Muhterem Hocamızın, bulunduğu bölgede hizmet eden arkadaşlarımızdan bir çiftin çocuklarının hastalığı üzerine babayı bizzat teselli ettikten sonra anneye de bir hatıra olarak yazıp gönderdiği beyit: