İçeriğe geç
Sözler

İşte biz de o yoldayız, böyle yaya gideriz. Bak şu çölün kum deryalarına, nasıl hiddet saçıyor, tehdit ediyor bizi!

Bak şu denizin dağ misali dalgalarına! O da bize kızıyor. İşte Elhamdülillah öteki tarafa çıktık, güneş yüzü gördük.

Fakat çektiğimiz zahmeti ancak biz biliriz. Of! Sonra tekrar şu vahşetli zemine döndük, bulutların damı karanlık. Bize kalb gözünü memnun eden

Işıklı bir âlem lâzım. Eğer fevkalâde cesaretin varsa beraber gireriz bu tehlikelerle dolu yola. İkinci yol:

Yeryüzünün tabiatını deleriz, diğer tarafa geçeriz ya da fıtrî bir tünelden titreyerek gideriz. Bir vakit bu yoldan etrafımı seyrederek geçtim, naz etmeden, niyazla.

Fakat o zaman tabiatın zeminini eritecek, yırtacak bir madde vardı elimde. Üçüncü yolun mucizevî delili,

Kur’an onu bana vermişti. Kardeşim, arkamı bırakma, hiç korkma! Bak şurada tünel gibi mağaralar, zeminin altında akıntılar bekliyor ikimizi.

Bizi geçirecekler o tarafa. Tabiat da, şu müthiş büyük, cansız cisimleri de seni hiç korkutmasın. Zira bu asık çehresinin altında merhametli sahibinin tebessümlü yüzü var.

Radyum gibi o Kur’an maddesini ışığıyla sezmiştim. İşte gözün aydın! Işıklı bir âleme çıktık, bak şu nazlı zemine,

Hoş ve şirin fezâya. Yahu başını kaldır! Bak göklere ser çekmiş, bulutları da yırtmış, aşağıda bırakmış. Davet ediyor bizi.

Şu tûbâ ağacı meğer o Kur’an imiş. Dalları her tarafa uzanmış. Aşağı eğilmiş bu dala biz de asılmalıyız, oraya yükseltsin bizi.

O semavî ağacın bir timsali zeminde olmuş nurlu şeriat. Demek zahmet çekmeden o yoldan çıkabilirdik bu ışıklı âleme, sıkmadan zahmet bizi.

Madem yanlış yaptık, eski yerimize dönelim, doğru yolu bulalım. Bak, üçüncü yolumuz da, şu dağların üstünde durmuş bir doğan

Bütün cihana okuyor ezanı. Bak şu büyük müezzine, Muhammedü'l Hâşimî (aleyhissalâtü vesselam) davet ediyor insanlığı aydınlık bir âleme. Emrediyor niyaz ile namazı.

Bulutları yırtmış, bak şu hidayet dağlarına. Göklere ser çekmiş, bak şeriat dağlarına. Nasıl süslemiş zeminimizin yüzünü gözünü.

889