İçeriğe geç
Sözler

Hem tiyatro gibi tenasühü hatırlatan, mâzi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç roman türüyle hiç de utanmaz.

İnsanın ağzına yalancı bir dil koymuş, yüzüne günahkâr bir göz yerleştirmiş, dünyaya bir iffetsiz kadın fistanını giydirmiş, mücerret güzelliği tanımaz.

Güneşi gösterirse sarı saçlı güzel bir aktrisi hatırlatır okuyucuya. Görünüşte der ki: “Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz.”

Zararlı neticeleri gösterir. Halbuki sefahetin öyle teşvik edici bir tasvirini yapar ki, ağızların suyunu akıtır, zihin kendine hâkim olamaz.

İştahı kabartır, hevesleri heyecana getirir, hisler artık söz dinlemez. Kur’an’daki edepse arzuları karıştırmaz.

Hakperestlik hissi, mücerret güzellik aşkı, cemâlperestlik zevki, hakikatperestlik şevki verir, hem de aldatmaz.

Kâinata tabiat penceresinden bakmaz; ondan ilahî bir sanat, Rahmanî bir boya olarak bahseder, akılları şaşırtmaz.

Sâni’i bilmenin nurunu telkin eder. Her şeyde ayetlerini gösterir. Her ikisi rikkatli birer hüzün de verir, fakat birbirine benzemez.

Avrupa’dan doğmuş edep dostların olmayışından, sahipsizlikten doğan gamlı bir hüzün verir, ulvî bir hüzün değil.

Zira sağırdır tabiat, hem de kör bir kuvvetten ilhamla aldığı, gam veren bir hüzündür. Âlemi bir vahşet yuvası bilir, başka türlü göstermez.

O surette gösterir, hem de mahzunu tutar, sahipsiz olarak yabaniler arasına koyar, hiç ümit bırakmaz.

Kendine verdiği şu hissî heyecanla dinsizliğe kadar gider, Allah’ı inkâra kadar yol verir, dönmesi zor olur, belki bir daha dönemez.

Kur’an’ın edebi ise öyle bir hüzün verir ki, âşıkane hüzündür, yetimâne değil. Dostlardan ayrılıktan gelir, onların yokluğundan değil.

Kâinata bakışı, kör tabiat yerine şuurlu ve rahmetli ilahî bir sanattır onun bahis konusu, tabiattan bahsetmez.

Kör kuvvet yerine inayetli, hikmetli ilahî bir kudrettir onun mevzuu; kâinat vahşi bir suret giymez.

Belki mahzun muhatabının nazarında bir dostlar meclisi olur. Her tarafta yardımlaşma, muhabbet; ona sıkıntı vermez.

887