İçeriğe geç
Sözler

Dedim: Dört noktaya bak! Bu müşkül de hallolur. Birinci nokta şudur: Her hakkın her vesilesinin hak olması şart değildir.

Aynen öyle de, her bâtılın her vesilesinin bâtıl olması lâzım değildir. Neticesi şu çıkar: Hak olan bir vesile, bâtıl vesileye üstündür.

Dolayısıyla bir hak bir bâtıla mağluptur. Ama bu, geçici ve dolaylıdır; bizzat ve daimî değildir.

Lâkin nihai netice her dem yine hakkındır. Kuvvetin bir hakkı var, bir yaratılış sırrı var. İkinci nokta şudur:

Her Müslümanın her vasfının Müslümanca olması vacipken, bu her dem vaki ve sabit değildir.

Aynen öyle de: Her kâfirin her sıfatının kâfir sıfatı olması, küfürden doğması yine şart değildir.

Her günahkârın her sıfatının fasıkça olması, günahkârlığından doğması da her dem sabit değildir.

Demek ki, bir kâfirin Müslümanca bir sıfatı, bir Müslümandaki meşru olmayan bir sıfata üstündür. Dolayısıyla o kâfir de o Müslümana üstün olur.

Hem dünyada hayatın hakkı herkesi kuşatır, umumidir. O umumi rahmetin mânidar bir cilvesi, bir hikmeti ve sırrı var, küfür ona mâni değildir.

Üçüncü nokta şudur: Zât-ı Zülcelâl’in iki kemâl sıfatından iki şer’i tecelliden biri, irade sıfatından gelen dilemeyle takdirdir;

Yaratılış kanunu... Diğeri, kelâm sıfatından gelen meşhur şeriat. Şer’i emirlere itaat ve isyan

Nasıl olursa, aynen öyle de yaratılış kanunlarına itaat ve isyan da olabilir. Birincisi çoğunlukla ahirette görür

Cezayı, mükâfatı. İkincisi çoğu kez dünyada tadar mükâfat ve azabı. Mesela: Nasıl ki, sabrın mükâfatı zaferdir,

Ataletin cezası sefalet. Aynen öyle de, çalışmanın karşılığı servet olur. Sebatta da üstündür mükâfat. Zehrin cezası bir hastalık, panzehirin karşılığı sağlıktır.

Bazen iki şeriatın emirleri, bir şeyde beraber bulunur. Her birine bir cihet... Demek yaratılış kanunlarına itaat, ki bir haktır,

Üstün olur o kanunlara isyana, ki bâtıl bir tavırdır. Bir bâtıla vesile olursa bir hak ve eğer

875