İçeriğe geç
Sözler

güzelliğinin yok olup gitmesiyle, en muhtaç olduğu bir zamanda o biçare, hakkını kaybeder.

Hem peygamberleri ve evliyayı sevmek, Cenâb-ı Hakk’ın makbul kulları olmaları yönüyle Cenâb-ı Hak namına ve hesabınadır, bu noktadan O’na aittir.

Hem hayatı, Cenâb-ı Hakk’ın insana ve sana verdiği, bâki bir ömrü kazandıracak en kıymetli bir sermaye, bir define ve bâki kemâlâtın çekirdeğini saklayan bir hazine olması yönüyle sevmek, muhafaza etmek ve Cenâb-ı Hakk’ın hizmetinde geçirmekle yine o sevgi bir yönden Mâbud’a ait olur.

Hem gençliğin tatlılığını, güzelliğini, Cenâb-ı Hakk’ın latif, şirin, güzel bir nimeti olması yönüyle beğenmek, sevmek, onu güzelce hayır yolunda geçirmek, şükür dolu bir tür meşru muhabbettir.

Hem baharı Cenâb-ı Hakk’ın nuranî isimlerinin en latif ve güzel nakışlarının sayfası ve Sâni-i Hakîm’in antika sanatının en süslü, şaşaalı bir sergisi olması yönüyle tefekkür ederek sevmek, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini sevmektir.

Hem dünyayı ahiretin tarlası, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin aynası, O’nun bir tür yazısı, mektubu ve geçici bir misafirhanesi olması yönüyle sevmek –nefs-i emmare karışmamak şartıyla– Cenâb-ı Hakk’a ait olur.

Kısacası: Dünyayı ve ondaki varlıkları mânâ-yı harfî ile, yani Yaratıcılarını gösteren yönleriyle sev; mânâ-yı ismî ile, yalnızca kendilerine bakan yönleriyle sevme. “Ne kadar güzel yapılmış.” de, “Ne

776