kâinat, kemâlâtıyla bu hakikate şahittir. لَهُ الْأَسْمٓاءُ الْحُسْنٰى beyanında, O’nun bütün isimlerinin “en güzel” olarak vasıflandırılması bu mânâyı ifade ediyor.
Beşinci İşaret
Şu kıyaslama ve üstün tutma, Cenâb-ı Hakk’ı başka şeylere denk tutma değildir. O’nun sıfatlarının iki çeşit tecellisi var.
Biri: Vahidiyet (birlik) sırrıyla, vasıta ve sebepler perdesi altında, umumi kanunlarıyla idaresidir.
İkincisi: Ehadiyet, yani birliğinin her şeyde tek tek görülen tecellisinin sırrıyla, perdesiz, doğrudan doğruya, hususi bir teveccüh ile idaresidir. İşte ehadiyet sırrıyla, doğrudan doğruya olan ihsanı, yaratması ve büyüklüğü; vasıtaların ve sebeplerin aynasında görünen ihsan eserlerinden, yaratmasından ve büyüklüğünden daha büyük, daha güzel ve daha yüksektir, demektir.
Mesela, nasıl ki bir padişahın –fakat veli bir padişahın– bütün memurlarını ve kumandanlarını sadece bir perde sayıp bütün hüküm ve icraatı onun elinde farz ediyoruz. O padişahın idaresi ve icraatı iki çeşittir:
Birincisi: Umumi bir kanunla, görünüşteki memurları ve kumandanları vasıtasıyla ve makamlara göre verdiği emirler, yaptığı icraatlardır.
İkincisi: Umumi bir kanunla değil, görünüşteki memurlarını da perde yapmadan, doğrudan doğruya verdiği, saltanatına yakışır ihsanlar ve gösterdiği icraat daha güzel, daha yüksektir denilebilir.
Aynen öyle de, Ezel ve Ebed Sultanı olan Kâinatın Hâlıkı, gerçi vasıta ve sebepleri icraatına perde yapmış, rubûbiyetinin haşmetini göstermiştir. Fakat kullarının kalbine âdeta hususi birer telefon koymuş, sebepleri arkada bırakıp doğrudan doğruya kendisine yönelmeleri için onları has bir kullukla vazifelendirmiştir, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ demeleri için yüzlerini kâinattan Zât’ına çevirir.
Dipnotlar
- “En güzel isimler Allah’a mahsustur.” (İsrâ sûresi, 17/110; Tâhâ sûresi, 20/8; Haşir sûresi, 59/24)
- “(Haydi öyleyse deyiniz): Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/5)