hükmündeki, daima yokluk ve ayrılık sillesini yiyen biçare insana birden, “Tıpkı bu dünyada hayal hızıyla, ruhun genişliğiyle, aklın serbestliğiyle, kalbin bütün arzularıyla mülk ve melekût âlemlerinde gezmeye ve seyre muvaffak olduğun gibi, bâki bir cennette, ebedî saadette Rahîm ve Kerim bir Rahman’ın rahmetinde cemâlini görmeye de muvaffak olursun.” denildiği vakit, insanlığı kaybolmamış bir insanın kalbinde ne kadar derin ve ciddi bir sevinç hissedeceğini hayal edebilirsin.
Şimdi, bizi dinleyen zâta deriz ki: İnkâr gömleğini yırt, at. Mümin kulağını geçir ve Müslüman gözlerini tak! Sana iki küçük temsille birkaç meyvenin kıymet derecesini göstereceğiz.
• Mesela: Seninle beraber bir memleketteyiz. Görüyoruz ki, her şey hem bize hem birbirine düşman ve yabancı... Her taraf müthiş cenazelerle dolu... İşitilen sesler yetimlerin ağlayışı, mazlumların çığlıklarıdır. İşte biz öyle bir vaziyetteyken biri gitse ve o memleketin padişahından bir müjde getirse… O müjde ile bize yabancı olan varlıklar dost şekline girse… Düşman gördüğümüz kimseler birer kardeşe dönse… O müthiş cenazeler huşû içinde, Allah’ın büyüklüğünü düşünerek zikir ve tesbihle ibadet vazifesini yerine getiren birer kul şeklinde görünse… O yetimane ağlayışlar, övgü dolu “yaşasın”lar hükmüne geçse… Ölümler, soygunlar ve gasplar terhis suretine dönse... Kendi sevincimizle beraber herkesin sevincine ortak olsak… İşte o zaman o müjdenin ne kadar sevinç verici olduğunu elbette anlarsın. İşte Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) Mirac’ının bir meyvesi olan iman nurundan önce, dalâlet nazarıyla bakıldığı vakit şu kâinattaki bütün varlıklar yabancı, zararlı, rahatsız edici ve dehşet verici görünür. Dağ misali cisimler müthiş birer cenaze gibidir. Ecel âdeta herkesin başını kesip yokluk kuyusuna atar. Bütün sedalar, ayrılık ve yokluktan gelen çığlıklar olduğu halde ve dalâlet öyle tasvir ettiği sırada; Mirac’ın meyvesi olan iman hakikatleri nasıl bütün varlıkları sana kardeş, dost ve Sâni-i Zülcelâl’ini zikir ve tesbih eder bir halde gösterir. Ölüm ve yokluğun bir nevi terhis ve vazifeden azat etmek, o seslerin ise aslında birer tesbihat olduğunu sana bildirir. İşte bu hakikati tam görmek istersen, İkinci ve Sekizinci Söz’lere bak.
Dipnotlar
- Bkz. Ra’d sûresi, 13/13; İsrâ sûresi, 17/44; Nûr sûresi, 24/41; Zümer sûresi, 39/75.
- Bkz. Bakara sûresi, 2/46, 156; Mü’minûn sûresi, 23/160.