İçeriğe geç
Sözler

bir ziyafet hazırlar. Ardından o sultan, emri altındakilere kemâl vasıflarını göstermek için onları seyre ve ziyafete çağırır. Sonra içlerinden birini yaver-i ekremi, yani en yüksek memuru yapar, onu aşağıdaki tabaka ve odalardan yukarıya davet eder; üstteki tabakalarda daireden daireye gezdirir. Benzersiz sanatının makinelerini, tezgâhlarını ve aşağıdan gelen mahsullerin mahzenlerini göstere göstere onu hususi makamına kadar getirir. Bütün kemâlâtının madeni olan mübarek zâtını göstermekle ve huzuruna almakla onu şereflendirir. Sarayın hakikatlerini ve kendi kemâl vasıflarını ona bildirir. Onu seyircilere rehber tayin eder, sonra da geri gönderir ki, sarayın sahibini, o sarayın içindekilerle, nakışlarıyla, hayret verici şeyleriyle halka tarif etsin. Ve sarayın nakışlarındaki sırları bildirip içindeki sanatların işaretlerini, derunundaki manzum süslerin ve ölçülü nakışların ne olduğunu; saray sahibinin mükemmelliğini ve hünerlerini nasıl gösterdiklerini o saraya girenlere öğretsin. Oraya girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirsin; o ilim ve icraat sahibi, görünmeyen sultanın rızası ve arzuları dairesinde kabul merasimini tarif etsin.

Aynen öyle de, – وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْأَعْلٰى –Ezel ve Ebed Sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, sonsuz kemâlâtını ve güzelliğini görmek ve göstermek istemiş ve şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, her bir varlık, pek çok dille O’nun kemâl vasıflarını zikreder, pek çok işaretle güzelliğini bildirir. O’nun güzel isimlerinin her birinde ne kadar gizli, manevî defineler ve her bir mukaddes sıfatında ne kadar saklı latifeler bulunduğunu, şu kâinat bütün varlıklarıyla gösterir. Hem bunu öyle bir tarzda yapar ki, bütün ilimler, bütün kanunlarıyla şu kâinat kitabını Hazreti Âdem zamanından beri okuyup değerlendiriyor. Halbuki o kitabın, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine ve kemâl vasıflarına dair ifade ettiği mânâların ve gösterdiği ayetlerin yüzde biri bile daha okunamamıştır. İşte böyle bir âlem sarayını kendi manevî kemâlâtını ve güzelliğini görmek ve göstermek için bir sergi hükmünde açan Celil-i Zülcemâl’in, Cemil-i Zülcelâl’in, Sâni-i Zülkemâl’in hikmeti şunu gerektirir:

Yeryüzündeki şuur sahibi varlıkların gözünde abes ve faydasız olmaması için o sarayın ayetlerinin mânâsını bir kuluna bildirsin... O saraydaki hayret verici şeylerin kaynakları ve neticelerinin mahzenleri olan yüce âlemlerde birini gezdirsin... Onu bütün âlemlerin üstüne

698