İçeriğe geç
Sözler

İkinci Temsil

Bir adam elindeki aynayı güneşe tutar. O ayna büyüklüğü nispetinde, yedi rengi içeren bir ışığı güneşten alır, yansıtır. Adam güneşle o ölçüde münasebet kurar, sohbet eder. O aynayı karanlık evine veya dam altındaki küçük, hususi bağına tutsa, ışıktan güneşin kıymeti ölçüsünde değil, ancak aynanın kapasitesi kadar faydalanabilir. Bir başka adam ise aynayı bırakır, doğrudan doğruya güneşe bakar, onun haşmetini görür, büyüklüğünü anlar. Sonra pek yüksek bir dağa çıkar, güneşin pek geniş saltanatının şaşaasını görür ve onunla bizzat, perdesiz olarak görüşür. Sonra döner, evinden veya bağının damından geniş pencereler açar, gökteki güneşe giden yollar yapar. Hakiki güneşin daimî ışığıyla konuşur, böylece onunla minnettar bir şekilde sohbet edebilir, “Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve bütün çiçeklerin yüzünü güldüren dünya güzeli ve göklerin nazlısı olan nazenin güneş! Dünyayı aydınlattığın, yeryüzünü ısıttığın gibi benim küçük evimi, bahçeciğimi de ısıttın, ışıklandırdın.” der. Halbuki ayna sahibi öteki adam böyle diyemez. Onun aynasında, kayıt altındaki güneşin ışığı sınırlıdır, aynanın büyüklüğüne göredir.

İşte Ezel ve Ebed Güneşi, Sultanı olan Ehad ve Samed Zât’ın tecellisi, insanın mahiyetinde sonsuz mertebeleri içine alan iki suretle görünür:

Birincisi: Kalb aynasına uzanan Rabbanî bir bağ iledir. Herkes kabiliyetine, çeşitli manevî mertebeleri kat etmesine ve Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının tecellilerine göre o Ezelî Güneş’in nuruna, sohbetine ve O’na münacâta az veya çok mazhar olur. Cenâb-ı Hakk’ın bir insanda daha hâkim olan isim ve sıfatlarının gölgesindeki velayetlerin dereceleri bu kısım tecelliden ileri gelir.

İkincisi: İnsan, kuşatıcı bir mahiyete sahip ve kâinat ağacının en nurlu meyvesi olduğundan, bütün kâinatta cilveleri görünen Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerini ruhunun aynasında birden gösterebilir. Bu yönüyle insanlığın mânen en büyük ferdine Cenâb-ı Hak, Zât’ının ve güzel isimlerinin en yüce mertebedeki tecellileriyle görünür. Bu görünme ve tecelli, Hazreti Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselam) Mirac’ının sırrıdır ki, onun velayeti, peygamberliğine başlangıç olur.

Velayet gölgelerden geçer, ikinci temsildeki ilk adama benzer. Peygamberlikte ise gölge yoktur, o doğrudan doğruya Zât-ı Zülcelâl’in her

683