İçeriğe geç
Sözler

şahittir. Zât-ı Zülcelâl’in celâl ve cemâl sıfatları ve güzel isimleri de ölümden sonra dirilişin gerçekleşeceğini kesin bir şekilde gösterir. O Zât, peygamberlere gönderdiği bütün semavî fermanları ile kıyameti ve ölümden sonra dirilişi vaat etmiştir. Madem vaat etmiş, elbette yapacaktır. Bu meselede Onuncu Söz’ün “Sekizinci Hakikat”ine bakabilirsin. Hem başta Muhammed-i Arabî’nin (aleyhissalâtü vesselam) binlerce mucizesinin kuvvetiyle, sonra bütün peygamberlerin, velilerin, sıddıkların birleşip haber verdikleri gibi, şu kâinat bütün yaratılış kanunlarıyla haşrin gerçekleşeceğini ilan ediyor.

Kısacası: Onuncu Söz bütün hakikatleriyle, Yirmi Sekizinci Söz’ün İkinci Makamı olan “Lâsiyyemalar” bütün delilleriyle; batan güneşin sabahleyin yeniden doğacağına inandığımız gibi bir kesinlikle göstermiştir ki: Dünya hayatının batıp gitmesinden sonra bir hakikat güneşi, ahiret hayatı suretinde doğacaktır.

İşte baştan buraya kadar, Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminden yardım dileyip Kur’an’ın feyzinden istifade ederek kalbi kabule, nefsi teslime, aklı iknaya hazırlamak için “Dört Esas”ı anlattık. Fakat biz kimiz ki bu meseleye dair söz söyleyeceğiz? Asıl şu dünyanın sahibi, şu kâinatın Hâlık’ı, şu varlıkların Mâlik’i ne söylüyor; O’nu dinlemeliyiz. Mülk sahibi söz söylerken başkasının ne haddi var ki, fuzuli bir şekilde söze karışsın...

İşte o Sâni-i Hakîm, dünya mescidinde, yeryüzü mektebinde, asırlar ardında oturan insanlığın bütün saflarına hitaben verdiği ezelî hutbede, kâinatı titreten:

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا ۝ وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا ۝ وَقَالَ الْإِنْسَانُ مَا لَهَا ۝ يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا ۝ بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحٰى لَهَا ۝ يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ ۝ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ ۝ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

ve bütün mahlûkatı neşelendiren, şevke getiren

648