İçeriğe geç
Sözler

Üçüncü Esas’ın Neticesi ve Özeti

Madem ezelî kudret sınırsızdır. Hem Zât-ı Akdes’in ayrılmaz bir sıfatıdır. Hem her şeyin lekesiz, perdesiz melekût yüzü ona dönüktür, ona bakar. Hem varlık ve yokluk ihtimalinin birbirine eşit olması mânâsına gelen imkân itibarı ile dengededir. Hem büyük fıtrî şeriat olan yaratılıştaki düzene ve Cenâb-ı Hakk’ın kanunlarına uyar. Hem melekût yüzü, mânilerden ve birbirinden farklı hususiyetlerden arınmıştır, saftır. Elbette en büyük şey, en küçük şey gibi o kudrete boyun eğer. Öyleyse o kudret için ahirette bütün canlıların diriltilmesi, baharda bir sineğin diriltilmesinden daha zor olamaz. Demek ki, مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ fermanı mübalâğasızdır, doğrudur, haktır. Şu halde, “Yaratıcının, Failin gücü her şeye yeter, buna hiçbir mâni yoktur.” iddiamızın hakikati kesin bir şekilde açığa çıktı.

Dördüncü Esas

Nasıl ki kıyametin ve ölümden sonra dirilişin gerekçeleri vardır ve haşri yaratacak Zât’ın buna gücü yeter. Aynen öyle de, şu dünya, kıyamete ve haşre müsaittir. İşte bu iddiamızda dört mesele var.

• Birincisi: Bu âlemin, dünyanın ölümünün mümkün olması.

• İkincisi: O ölümün gerçekleşmesi.

• Üçüncüsü: Harap olmuş, ölmüş dünyanın ahiret suretinde yeni-

den inşasının ve dirilişinin mümkünlüğü.

• Dördüncüsü: Mümkün olan o inşanın ve dirilişin gerçekleşmesi. Birinci Mesele: Şu kâinatın son bulması mümkündür. Çünkü bir şey mükemmelleşme, daha iyi hale gelme kanununa tâbi ise ister istemez büyüyüp gelişir. Büyüyüp gelişen bir şeyin ister istemez fıtrî bir ömrü vardır. Bir şeyin ömrü varsa elbette fıtrî bir eceli de olur. Tek tek her varlıkta görülen misallerle ulaşılan umumi bir hüküm neticesinde sabittir ki, öyle şeyler kendini ölümün pençesinden kurtaramaz. Evet, nasıl ki insan küçük bir âlemdir ve ölümden kaçamaz; âlem de büyük bir insandır ve ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra

643