saray sakinleri onlara görünmüyor. Hem o saraylardaki hayat şartları şu perişan binadakinden farklıdır. İşte bu sebeplerden dolayı, o iki adamdan vahşi, bedevi ve hiç şehir görmemiş olanı, “O saraylar boştur, içlerinde kimse yoktur.” der, vahşiliğin en ahmakça hezeyanını ifade eder.
İkinci adam ise arkadaşına der ki: “Ey bedbaht! Şu basit, küçük binayı görüyorsun ki canlı varlıklarla, hizmetlilerle doldurulmuş… Demek, bunları sürekli yenileyip istihdam eden biri var. Bak, bu binanın etrafında boş yer yoktur, her yer canlı varlıklarla doldurulmuş. Acaba hiç mümkün müdür ki, uzakta görünen şu kusursuz şehrin, hikmetle süslenmiş şu sanatlı sarayların oralara uygun, yüksek sakinleri bulunmasın? Elbette o sarayların hepsi doludur ve orada yaşayanların kendilerine göre farklı hayat şartları vardır. Evet, onlar belki ot yerine börek, balık yerine baklava yiyebilirler. Uzaklıkları, gizlenmeleri veyahut gözünün zayıflığı sebebiyle sana görünmemeleri, onların var olmadığını asla göstermez. Senin görmemen, onların yokluğunu ispatlamaz. Görünmemek, var olmamaya delil değildir.”
İşte şu temsildeki gibi, dünya da dönüp duran devasa gökcisimleri içinde küçüklüğü, maddî ve katı oluşuyla beraber sayısız canlının ve şuur sahibi varlığın vatanıdır. Onun en kıymetsiz, en çürük kısımları dahi birer hayat kaynağıdır, gözle görülemeyecek kadar küçük varlıklara birer yuvadır. İşte bu elbette, açıkça, kesin bir sezgiyle ve şüphesiz bir şekilde, şu sonsuz âlemin ve burçlarıyla, yıldızlarıyla şu muhteşem göklerin canlı, şuur sahibi, ruh sahibi varlıklarla dolu olduğunu gösterir, ilan eder ve buna şahittir. Nurdan, ateşten, ışıktan, karanlıktan, havadan, sesten, güzel kokulardan, kelimelerden, esîr maddesinden, hatta elektrikten ve elle tutulmaz başka latif maddelerden yaratılan o şuur, hayat ve ruh sahibi varlıklara, Şeriat-ı Garrâ-yı Muhammediye (aleyhissalâtü vesselam) ve Kur’an-ı Mucizü’l Beyan, “melekler, cinler ve ruhaniler” der, onları böyle isimlendirir.
Gökcisimleri gibi, melekler de cins cinstir. Evet, elbette bir yağmur damlasını taşımakla vazifeli melek, güneşe nezaret etmekle vazifeli meleğin cinsinden değildir. Aynı şekilde, cinlerin ve ruhanilerin de pek çok farklı cinsi vardır.
Dipnotlar
- Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselam) parlak şeriatı; İslamiyet.