İçeriğe geç
Sözler

dakikalarını sayan birer yelkovan vaziyetindedir. Her asır ise o saatin, saatleri gösteren akrebidir. İşte zaman, dünyayı yokluk dalgaları üstüne atar. Bütün geçmişi ve geleceği yokluğa verip yalnız içinde bulunulan ânı varlık âleminde bırakır. Zamanın dünyayı şekillendirmesiyle beraber, mekân itibarı ile dünya yine sabit olmayan bir saat hükmündedir. Dünyanın atmosferi çabuk değiştiğinden, bir halden bir hale süratle geçtiğinden, bazı günler hava birkaç defa bulutlarla dolup boşalır, saniye sayan milin değişmesi gibi dünyayı değiştirir. Şu dünya evinin tabanı olan yeryüzü ise canlıların doğup ölmesiyle pek çabuk değiştiğinden dakikaları sayan bir mil hükmündedir, dünyanın bu yönüyle de geçici olduğunu gösterir. Zemin, yüzü itibarı ile böyle olduğu gibi, altındaki değişimler ve sarsıntılar, onların neticesinde dağların ve göçüklerin meydana gelmesi de saatleri sayan bir mil gibi dünyanın ağır ağır son bulduğunu gösterir. Dünyanın tavanı olan gökyüzü ise gök cisimlerinin hareketleri, kuyruklu yıldızların ortaya çıkması, güneş ve ay tutulmaları, bazı yıldızların sönmesi gibi değişimlerle kendisinin de sabit olmadığına, ihtiyarlığa, harap olmaya gittiğine işaret eder. Göklerdeki o değişimler, haftalık bir saatte günleri sayan bir mil gibi ağır ağır olsa da, dünyanın geçiciliğini ve yokluğa doğru gittiğini gösterir.

İşte dünya, kendisine bakan yönüyle şu yedi esas üzerine bina edilmiştir. Şu esaslar onu daima sarsıyor. Fakat sarsılan ve hareket eden dünya Sâni’ine baktığı vakit, o hareket ve değişimlerin, Samed Yaratıcının kudret kaleminin, eserlerini yazması için meydana geldiği anlaşılır. Dünyadaki bütün değişimler ise Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin tecellilerini ayrı ayrı gösteren ve sürekli tazelenen aynalardır. İşte dünya, kendisine bakan yönüyle hem yokluğa gider, hem ölüme koşar; her an bir sarsıntı içindedir. Aslında bir akarsu gibi geçip gittiği halde, gafletle bakılınca sabit görünür. Tabiatı her şeyin sebebi sayan sapkın fikirlerle katılaşıp bulanık hale gelmiş ve ahirete perde olmuştur. İşte Allah’ı tanımayan felsefe, araştırmalarıyla, tabii ilimler perdesi altında günahlara düşkün medeniyetin cazibeli, haram eğlenceleri ve sarhoş edici hevesleriyle dünyayı iyice sabit göstererek hem gafleti kalınlaştırmış, hem zihinleri daha da bulandırıp insana Yaratıcısını ve ahireti unutturmuştur.

531