varıncaya kadar tam bir uygunluk, münasebet ve dengeyle muhafaza edilir. Bunun delili, beyanı bütün varlığı kuşatan Kur’an-ı Kerîm’in açık ve kesin hükümlerinden, okunuş tarzlarından, işaretlerinden ve ince mânâlarından çıkan İslamiyet’in yüce kanunlarındaki kusursuz intizam, denge, birbirine uygunluk ve sağlamlıktır. Bunlar, inkâr edilemez, adil birer şahit; şüphe götürmez, kesin birer delildir.
Demek ki, Kur’an’ın beyanları insanın sınırlı ilmine, hele okuma yazma bilmeyen bir ümminin ilmine dayanıyor olamaz. O, her şeyi kuşatan bir ilme dayanıyor; bütün eşyayı, ezel ve ebed arasındaki bütün hakikatleri bir anda görebilen bir Zât’ın kelâmıdır. Âmennâ...
İkinci Işık
Kur’an hikmetine itiraz eden, insan aklının eseri olan dinsiz felsefenin Kur’an hikmeti karşısında ne kadar çaresiz kaldığını On İkinci Söz’de temsillerle izah ettiğimizden ve başka Söz’lerde de ispatladığımızdan, meseleyi onlara havale edip şimdilik başka bir yönden Kur’an hikmeti ile felsefe arasında küçük bir kıyaslama yapacağız. Şöyle ki:
İnsan aklının eseri olan felsefe, dünyaya sabit bakar; varlıkların mahiyetlerini, vasıflarını etraflıca anlatır. Onların Yaratıcılarına karşı vazifelerinden bahsetse de kısaca bahseder. Âdeta kâinat kitabının yalnız nakış ve harflerini anlatır, mânâsına önem vermez. Kur’an ise dünyaya, onun geçici, aldatıcı, seyyar, kararsız, değişken olduğunu bilerek bakar. Varlıkların mahiyetlerinden, görünüşteki ve maddi özelliklerinden kısaca bahseder. Fakat Sâni tarafından verilen kulluk vazifelerini, o varlıkların O’nun isimlerine ne yönden ve nasıl işaret ettiklerini ve Cenâb-ı Hakk’ın yaratılış kanunlarına boyun eğdiklerini etraflıca anlatır. İşte felsefe ile Kur’an hikmetinin kısa ve uzun bahislerindeki farklara bakacağız ki, hangisinin hakkın kaynağı ve hakikatin ta kendisi olduğunu görelim.
Mesela, elimizde bir saat olsun. O saat sabit görünür, fakat içindeki çarkların hareketiyle içinde daima küçük bir sarsıntı vardır, âlet ve çarkları devamlı işler. Aynen onun gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin büyük bir saati olan şu dünya, görünüşte sabit olmakla beraber daima sarsıntı ve değişimlerle fânilik ve yokluk içinde yuvarlanıyor. Evet, dünyada zaman olduğu için gece ve gündüz, o büyük saatin saniyelerini sayan iki başlı bir mil hükmündedir. Her sene, o saatin