İçeriğe geç
Sözler

bir kudret mucizesini şifalı, tatlı, güzel bir şerbetçi yaptığını gösterir. Sonra insanı tefekküre, ibrete ve başka şeyleri de bunlara kıyaslamaya teşvik için إِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ diyerek ayeti sonlandırır.

Altıncı Belâgat Nüktesi

Bazen bir ayet, Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinin hükümlerini eşyanın çok geniş tabakalarına serer, sonra O’nun birliğini beyan etmek için onları bir vahdet bağıyla birleştirir veyahut küllî bir kanunun içine yerleştirir. Mesela, وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ وَلَا يَؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ İşte Âyetü’l Kürsi’deki bu ayet, on cümle ile Cenâb-ı Hakk’ın birliğinin on tabakasını ayrı ayrı renklerde ispat eder. Bununla beraber, مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِه۪ cümlesiyle gayet keskin, şiddetli bir şekilde şirki ve O’nun icraatına başkasının müdahalesinin bulunma ihtimalini keser, atar. Hem bu ayet ism-i âzamın mazharı olduğundan, ilahî hakikatlere dair mânâları çok büyüktür; Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinin azami derecedeki tasarruflarını gösterir. Hem Cenâb-ı Hakk’ın göklere ve yeryüzüne birden bakan ulûhiyetinin idaresini, her şeyi kuşatan esirgeyiciliğini, koruyuculuğunu zikrettikten sonra O’nun mutlak birliğinin bir yönü, o büyük tecellilerin kaynaklarını وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ cümlesiyle özetler.

Hem mesela:

اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمٓاءِ مٓاءً فَأَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِه۪ۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْأَنْهَارَ ۝ وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دٓائِبَيْنِۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيلَ وَالنَّهَارَ ۝ وَاٰتَاكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا

511