İçeriğe geç
Sözler

كُنْتُمْ صَادِقِينَ ۝ قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

ayetleridir. Bu ayetler önce, yeryüzünün halifesi olma meselesinde Hazreti Âdem’in meleklere üstünlük sebebinin onun ilmi olduğunu bildiren tek hadiseyi zikreder. Sonra meleklerin Hazreti Âdem karşısında ilim noktasındaki mağlubiyetlerini bildirir. Sonra bu iki hadiseyi Cenâb-ı Hakk’ın iki küllî ismiyle özetler. Yani, أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ cümlesiyle, “Alîm ve Hakîm sen olduğun için Âdem’e isimlerini öğrettin, onu bize üstün kıldın. Hakîm olduğun için bize kabiliyetlerimize göre makam veriyorsun. Ona da kabiliyetine göre üstünlük veriyorsun.” mânâsını ifade eder.

İkinci mânânın örneklerinden biri ise

وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سٓائِغًا لِلشَّارِبِينَ ۝ وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ۝ وَأَوْحٰى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ ۝ ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكَ ذُلُلًا يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفٓاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

ayetleridir. İşte şu ayetler, فِيهِ شِفٓاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ beyanı ile Cenâb-ı Hakk’ın koyun, keçi, inek, manda, deve gibi mahlûklarını insanlara hâlis, saf, leziz birer süt çeşmesi; üzüm ve hurma gibi sanatlı eserlerini hoş, leziz, tatlı birer nimet tablası ve kazanı; ve arı gibi küçük

510