İçeriğe geç
Sözler

hiçbir şeye tesadüf karışamaz.” Şu hükmü verdikten sonra ayet, insanın hayatında en mühim işin rızkını kazanmak olduğunu bildirir. İnsanın rızkının doğrudan doğruya Rezzak-ı Hakiki’nin rahmet hazinesinden gönderildiğini bir-iki mukaddimeyle ispat eder. Şöyle der: “Rızkınız, toprağa bağlıdır. Ölmüş toprağın dirilmesi bahara bakar. Bahar ise güneşi ve ayı emri altında tutan, gece ve gündüzü çeviren Zât’ın elindedir. Öyleyse bir elmayı bir insana hakiki rızık olarak vermek, ancak bütün yeryüzünü meyvelerle dolduran O Zât’ın işi olabilir. Ve ancak O Zât, gerçek Rezzak’tır.” Sonra da: وَتَرْزُقُ مَنْ تَشٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ der. Bu cümlede o geniş icraatı özetler ve ispat eder. Yani der ki: “Size hesapsız rızık veren O’dur ki, bunları yapar.”

Dördüncü Belâgat Nüktesi

Kur’an bazen Cenâb-ı Hakk’ın mahlûklarını bir sırayla zikreder, sonra onlar arasında bir düzen, bir ölçü, bir denge olduğunu ve bunun neticelerini göstererek onlara âdeta bir şeffaflık, bir parlaklık verir. Sonra o ayna misali düzende cilvesi görünen, Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerini bildirir. Âdeta o mahlûklar kelimeler, tecelli eden ilahî isimler de onların mânâları yahut o meyvelerin çekirdekleri, özleridir.

Mesela,

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ ۝ ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ ۝ ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۚ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ

İşte Kur’an, insanın yaratılışının o hayret verici, benzersiz, muntazam, ölçülü safhalarını öyle ayna gibi zikredip sıralıyor ki, bu, فَتَبَارَكَ اللّٰهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ayetinde kendi kendine görünüyor ve kendini söyletiyor.

508