bir kitabın harikulade işleridir.
Evet, Kur’an ayetlerine insaf ile dikkat edilse, onun yalnız bir-iki maksadı anlatan, tek bir fikir silsilesini yavaş yavaş takip eden başka kitaplara benzemediği görülür. Kur’an’ın âdeta birdenbire, ani bir tavrı ve vahyediliyormuş, kalbe bırakılıyormuş gibi bir gidişatı var. Hem beraber indirilen her bir kısmının, müstakil olarak, uzak bir yerden geldiğinin, gayet ciddi ve mühim bir haberin tek tek, kısa kısa parçaları olduğunun işaretleri görülüyor.
Evet, kâinatla ve onun Yaratıcısıyla bu derece ilgili, ciddi haberleri kâinatın Hâlık’ından başka kim verebilir? Kimin haddine ki, haddini hadsiz derece aşıp Hâlık-ı Zülcelâl’i kendi keyfince konuştursun ve şu kâinatın doğru bir tercümanı olsun! Evet, Kur’an’da kâinatın Sâni’inin pek ciddi, hakiki, doğru ve yüce bir üslûpla konuştuğu, konuşturduğu görülüyor. Onda taklidi ima edecek hiçbir işaret bulunmaz. O, söyler ve söyletir. Farz-ı muhal, Müseylime gibi biri haddini hadsiz derece aşıp o yüce beyanı taklit etse, izzet ve haşmet sahibi Hâlık-ı Zülcelâl’i kendince konuştursa ve kâinata da O’na karşı istediğini söyletse, bunda elbette binlerce taklit emaresi ve sahtekârlık alâmeti bulunurdu. Çünkü en aşağı bir haldeyken en yüksekteymiş gibi tavır takınanların her halleri taklitçiliklerini gösterir. İşte şu hakikati yeminle ilan eden,
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوٰى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰى وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى
ayetine bak, dikkat et...
Üçüncü Şua
Kur’an-ı Mucizü’l Beyan’ın gayba dair haberlerinin, tazeliğini her asırda korumasındaki ve her tabakadan insana makul gelmesindeki i’cazdır. Bu “Şua”nın ‘Üç Cilve’si var.
Birinci Cilve
Kur’an’daki gayba dair haberlerdir.
Dipnotlar
- “Kayan Yıldıza yemin olsun ki. Arkadaşınız Muhammed yanılmadı, sapmadı, aldanmadı. O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. O, kendisine indirilen bir vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm sûresi, 53/1-4)