İçeriğe geç
Sözler

kadar.. أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ayetinin işaret ettiği ezeli hadiseden ta وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۝ إِلٰـى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ ile anlatılan kıyamet haberlerine kadar bütün esas ve mühim bahisleri öyle bir tarzda bildirir ki, o beyan ancak bütün kâinatı bir saray gibi idare eden bir Zât-ı Zülcelâl’e yakışır. O Zât ki, dünyayı ve ahireti iki oda gibi açıp kapar. Yeryüzünü bir bahçe ve gökyüzünü lambalarla süslenmiş bir dam kılmıştır. Geçmiş ve geleceği, gece ve gündüz gibi karşılıklı iki hazır sayfa hükmünde görür. İcraatının silsilesi O’nun nazarında, ezel ve ebed gibi, dün ve bugün gibi iki tarafı birleşmiş bir şekilde, hâlihazır hükmündedir. Kur’an işte o Zât’a yakışır bir beyandır.

Nasıl ki, bir usta, yaptığı ve idare ettiği iki binadan bahseder, onların programını ve işlerinin listesini hazırlar. İşte Kur’an da şu kâinatı yapan, idare eden ve işlerinin listesini, fihristini -tabir caizse- programını yazan, gösteren bir Zât’ın beyanına yakışır tarzdadır. Onda hiçbir şekilde yapmacıklık veya zorlama eseri görülmez. Hiçbir taklit şaibesi veya başkasının hesabına, kendini onun yerinde farz edip konuşurmuş gibi bir hile emaresi bulunmaz. Kur’an’ın saf, berrak ve parlak beyanı bütün ciddiyetiyle, saflığıyla, paklığıyla, gündüzün ışığının “Güneşten geldim” demesi gibi, “Ben âlemin Yaratıcısının beyanıyım, kelâmıyım.” der.

Evet, dünyayı takdir nağmeleriyle, hamd ve şükran musikisiyle dolduran ve yeryüzünü bir zikir meclisine, bir mescide, ilahî sanatı seyir için bir sergiye çeviren Kur’an-ı Mucizü’l Beyan; şu dünyayı antika sanatlarla süsleyen, lezzetli nimetlerle dolduran, hayret verici eserlerini ve kıymetli nimetlerini sanatının harikalarıyla dünyanın yüzüne serpen, güzelce dizen, zeminin yüzüne seren bir Sâni’den, bir Mün’im’den başka kime yakışır ve kimin kelâmı olabilir? O’ndan başka kim Kur’an’a sahip olduğunu iddia edebilir? Bu O’ndan başka kimin sözü olabilir? Dünyayı aydınlatan ışık, güneşten başka neye yakışır? Kâinatın tılsımını çözüp âlemi ışıklandıran Kur’an’ın beyanı, o Ezelî Güneş’ten başka kimin nuru olabilir? Kimin haddine düşmüş ki, onun benzerini, taklidini yapsın? Evet, bu dünyayı sanatıyla donatan bir Sanatkârın, sanatını takdir eden insanlarla konuşmaması

481