İçeriğe geç
Sözler

قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ ۝ قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِۤي أَنْشَأَهٓا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

Yani, “İnsan, ‘Çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ der. Sen, de ki: ‘Kim o kemikleri ilk yaratıp onlara hayat vermişse o diriltecek.’” Onuncu Söz’ün Dokuzuncu Hakikat’inin üçüncü temsilinde tasvir edildiği gibi; büyük bir orduyu göz önünde, bir günde baştan kuran bir zât hakkında biri sana, “Şu zât, istirahat için dağılmış bir taburu bir boru sesiyle toplar, düzen altına sokar.” dese… Sen ey insan, “İnanmam!” desen, bunun ne kadar divanece bir inkâr olduğunu bilirsin. Aynen öyle de, bir ordu gibi olan bütün hayvanların ve başka canlıların bedenlerini bir tabur misali kusursuz bir intizamla ve hikmet ölçüsüyle hiçten, yeniden bir araya getiren, o bedenlerin zerrelerini ve duygularını “kün feyekûn” emriyle kaydedip yerleştiren ve her devirde, hatta her baharda yeryüzünde ordu misali yüz binlerce canlı türünü yaratan Kadir ve Alîm Zât, bir bedenin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışmış aslî zerreleri ve uzuvları bir seda ile, İsrafil’in Sûr’u ile nasıl toplayabilir, diye sorulur mu? Bunu akıldan uzak görmek, ahmakça bir divaneliktir.

• Kur’an’ın irşad makamındaki beyanları o derece tesirli ve ince, o derece tatlı ve şefkatlidir ki, ruhu şevkle, kalbi zevkle, aklı merakla ve gözü yaşla doldurur.

Bunun binlerce örneğinden yalnızca şuna bak:

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمٓاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Yirminci Söz’ün Birinci Makam’ında üçüncü ayetin bahsinde ispat ve izah edildiği gibi, Kur’an İsrailoğullarına der ki: “Musa’nın (aleyhisselam) asâsı gibi bir mucizeye karşı sert taş, on iki gözünden çeşme

464