İçeriğe geç
Sözler

yolundan giderek İsm-i Âzam’ın gölgesine erişen bir mümin de kendi kabiliyeti itibarı ile nicelik bakımından bir nebinin feyzi kadar sevap kazanıyor dense hakikate zıt olmaz.

Hem sevap ve fazilet, nur âlemindendir. O âlemde bir zerreye dünyalar sığabilir. Nasıl ki bir cam zerreciğinden gökyüzü ve yıldızlar görünebilir, aynen öyle de, hâlis bir niyetle şeffaflık kazanan bir zikirde veya bir ayette gökler kadar nuranî sevap ve fazilet bulunabilir.

Sözün Özü: Ey insafsız, dikkatsiz, imanı zayıf, felsefesi kuvvetli, bencil ve tenkitçi insan! Şu “On Asıl”ı dikkate al ve hakikate kesinlikle zıt gördüğün bir rivayeti bahane ederek hadis-i şeriflere ve dolayısıyla Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ismet mertebesine gölge düşürecek itiraz parmağını uzatma! Zira o “On Asıl”ın on dairesi seni inkârdan vazgeçirir, şöyle der: “Hakiki bir kusur varsa bize aittir, hadise ait olamaz. Eğer kusur hakiki değilse, senin bozuk anlayışın yüzündendir.”

Kısacası, inkâr ve ret yolunda gitmek için şu “On Asıl”ı yalanlamak ve çürütmek gerekir. Şimdi, insafın varsa bunları dikkatle düşündükten sonra aklının hakikate ters gördüğü bir hadisi inkâra kalkışma! “Bir tefsiri, bir tevili veya bir tabiri vardır.” de, ilişme!

On Birinci Asıl

Nasıl ki Kur’an-ı Hakîm’in “müteşabih” ayetleri vardır; izaha ve tefsire muhtaçtır veya mutlak teslimiyet ister. Hadis-i şeriflerin de öyleleri vardır; bazen çok dikkatli yorum ve tabir gerektirir. Önceki misaller bunu göstermeye yeter.

Evet, nasıl ki uykudaki bir adamın rüyasını uyanık biri tabir edebilir. Aynı şekilde, bazen uykudaki bir adam yanında konuşulan sözleri işitir fakat onlara kendi uykusundaki âleme göre mânâ verir.

İşte ey gaflet ve felsefe uykusuna dalmış insafsız insan!

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ve تَنَامُ عَيْنِي وَلَا يَنَامُ قَلْبِي beyanlarındaki hükme

424