İçeriğe geç
Sözler

eserleri ve icraatıyla da tanıması, inkâr etmemesi gerekir. Belki her bir ismin cilvesinden Cenâb-ı Hakk’ın diğer isimlerine ulaşamazsa zarar eder. Mesela, Kadir ve Hâlık isimlerinin eserini görüp Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat karanlığına düşebilir. Belki karşısında daima هُوَ هُوَ اللّٰهُ gerçeğini görmesi, okuması, her şeyden قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ hakikatini işitmesi lazım gelir. Dilinin devamlı, لَا إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ بَرَابَرْ مِيزَنَدْ عَالَمْ deyip bunu ilan etmesi gerekir. İşte Kur’an-ı Mübîn, اَللّٰهُ لٓا إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ لَهُ الْأَسْمٓاءُ الْحُسْنٰى fermanıyla, söylediğimiz hakikatlere işaret eder.

O yüksek hakikatleri yakından görmek istersen git, fırtınalı bir denize, zelzeleli bir zemine, “Ne diyorsunuz?” diye sor. Elbette “Ya Celîl, ya Celîl, ya Azîz, ya Cebbâr” dediklerini işiteceksin. Sonra denizde ve karada merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanlara, yavrulara, “Ne diyorsunuz?” de. Elbette “Ya Cemîl, ya Cemîl, ya Rahîm, ya Rahîm” diyecekler. Gökyüzünü dinle! Nasıl “Ya Celîl-i Zülcemâl”

405