İçeriğe geç
Sözler

اِيسْتَادَسْتْ هَرْيَكِى بَرْسَنْكِ بَالَا سَرْفِرَارِى

Ders aldıktan sonra her bir ağaç yüksek bir taşın üstünde başını arşa kaldırıp durmuş.

دِرَازْ كَرْدَسْت دَسْتهَارَا بَدَرْگَاهِ اِلَهِي هَمْچُو شَهْبَازِي

Her biri, yüzlerce elini Şehbâz-ı Kalender37 Hِaşiye gibi Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına uzatıp muhteşem bir ibadet vaziyeti almış.

38 Hِaşiyeبَجُنْبِيدَسْت زُلْفهَارَا بَشَوْق اَنْگِـيزْ شَهْنَازِي

Zülüf gibi küçük dallarını oynatıyor ve böylece seyredenlere de tatlı şevklerini, ulvî zevklerini hatırlatıyorlar.

بَبَالَا مِيزَنَنْد اَزْ پَرْدَه هَايِ «هَايِ هُويِ» عِشْق بَازِي

Aşkın “hay huy” perdelerinden en hassas tellere, damarlara dokunur gibi ses veriyorlar.39 NÜSHA

مِيدِهَدْ هُوشَه كِبِيرِنْهَايِ دِرِينْهَايِ زَوَالِي اَزْ حُبِّ مَجَازِي

Akla şu vaziyetten şöyle bir mânâ geliyor: Mecazî sevgilerin yok olacağından gelen elemle ağlayışı ve derinden derine hazin bir inleyişi hatırlatıyorlar.

بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَهَايِ حُزْن اَنْگِـيزْ ايَازِي

Mahmud’ların, yani Sultan Mahmud gibi sevdiğinden ayrılmış bütün âşıkların başında, onlara âdeta sevgililerinin hüzünlü nağmelerini dinletiyorlar.

مُرْدَهَارَا نَغْمَهَايِ اَزَلِي اَزْ حُزْن اَنْگِـيزْ نَوَازِي

Dünyevî sesleri ve sözleri artık dinleyemeyen ölmüşlere; ezelî nağmeleri, hüzün uyandıran sedâları işittiriyor gibi bir vazife yapar görünüyorlar.

277